Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun da katıldığı İTO’nun nisan ayı olağan meclis toplantısı 13 Nisan 2017 Perşembe günü gerçekleşti. İTO Başkanı İbrahim Çağlar, yaptığı konuşmada, Müezzinoğlu’nun Sağlık Bakanlığı döneminde temelini attığı şehir hastaneleri projesiyle Türkiye’nin dönüşümüne yeni bir vizyon kazandırdığını, özellikle işsizlik sigortasına ödenen yüzde 2’lik işveren priminde indirime gidilerek aradaki farkın kıdem tazminatı fonuna aktarılması ve kıdem tazminatı fonunda birikecek tutarın KOBİ ölçeğindeki işletmelere yatırdıkları prime orantılı olarak bu kredi şeklinde kullandırılması gibi düzenlemelerin büyük fayda getirdiğini, kıdem tazminatı fonu gibi önemli meselelerde büyük mesafeler kat ettiğini söyledi İTO Başkanı İbrahim Çağlar, dünyanın birçok bölgesinde küresel hesaplaşma sahaları olduğunu, Suriye’deki vekalet savaşlarının da ancak bu noktadan bakarak anlaşılabileceğini belirterek, geçen hafta İdlip'te Suriye rejim güçleri tarafından gerçekleştirilen kimyasal saldırıyı kınadığını ifade etti. İTO Başkanı Çağlar, Türkiye’nin bir güven ve istikrar merkezi olarak büyüyüp geliştiğine dikkati çekerek, Türkiye’nin 2016 yılı büyüme oranının yüzde 2,9 olduğunu, 2017’nin ilk çeyreğinde geçen yıla göre yüzde 6,7 artışla 37 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirildiğini bildirdi. Son bir yılda dünyadaki ihracat hacmi yüzde 14 azaldığını, küresel büyüme oranının yüzde 2 seviyelerini aşamadığını kaydeden Çağlar, "Türkiye 7 yıllık kesintisiz büyüme serüvenini sürdürüyor. Yakın bölgemizdeki iç savaş haline rağmen, Avrupa’dan Amerika’ya ve Orta Doğu'ya uzanan küresel terör tehdidine rağmen, siyasi seçimlerin ve ayrılıkçı rüzgarların gölgesinde kalan dünya ekonomisine rağmen ülkemiz yükselişine devam ediyor." dedi
Çağlar"Bizim tek hedefimiz, tek vazifemiz, her alanda daha güçlü Türkiye inşa etmektir. Önümüzdeki pazar bu yolda önemli bir adım daha atacağız. İş dünyası olarak inanıyoruz ki Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, milletin sinesinde vücut bulan büyük Türkiye hayalinin siyasi mecradaki sesidir. İşte bu yüzden yarınlarımızın teminatı olan bu değişikliğe İTO olarak evet diyoruz. Güçlü Meclise ve güçlü yürütmeye evet diyoruz. Büyük ve müreffeh Türkiye yolunda yürüme iradesine evet diyoruz. Hızlı kararlarla ekonominin önünü açacak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine yürekten evet diyoruz. 16 Nisanda milletimizin teveccühüyle ülkemizin önünde yeni bir yol açılacaktır."ifadelerinde bulundu.
İbrahim Çağlar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başlattığı istihdam seferberliği çağrısına en yüksek taahhüdü İTO'nun verdiğini belirterek, seferberliğin başlamasından bu yana 223 bin 297 istihdam artışı sağlandığını, hedeflerinin yılsonuna kadar 500 bine ulaştırmak olduğunu söyledi. Çağlar, "İTO'da ağırladığımız heyetlerde de Türkiye'nin referandum sonrası geleceğine duyulan güveni net şekilde görüyoruz. İşte bu güven ortamını teminat altına almak için diyoruz ki reel sektörün önünü açacak en büyük reform Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçiş olacaktır. Referandum sonrası tam mesai ekonomi ile beklentilerimizi çok daha yukarı taşıyacağız, yeniden büyüme rekorlarına koşacağız." Şeklinde hedeflerinaltını çizdi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, "Kıdem tazminatının bu şekilde yürümesi mümkün değil. 2016’yı, mayası sağlam bu millet dışında hiçbir millet kaldıramazdı. Hiçbir millet bu olağan üstü fırtınalardan, hainliklerden, tuzaklardan çıkıp yine büyük hedefler peşinde koşabilecek dimdik ayakta durabilecek feraseti kendisinde bulamazdı” dedi. Ama ağaya kalkmak hayallerinin peşinden gitmek, bu milletin mayasında, fıtratında, DNA’sında asaletinde değerlerinde var” dedi.
2017 yılının çok farklı olacağını belirten Bakan Müezzinoğlu, çalışanların yaklaşık yüzde 70'inin kıdem tazminatı fonundan yararlanamadığını belirterek, "Bu büyük bir rakam. Bu doğru bir şey değil. Bir defa bunların hak ve hukukunu koruyan güçlü bir sistem kurmamız lazım." dedi. İşsizliğin bir dönem çok arttığını ve bunu önlemek için tedbirler paketini hayata geçirdiklerini ve bu konuda önemli bir aşama katedildiğini anlattı. Müezzinoğlu, üretip dünyaya pazarlayan bir Türkiye istediklerini anlatarak, şöyle devam etti: "Bazı sorunlarımız var. Mesela çalışan ve çalıştıran hukukunun daha huzurlu ortama gelmesi lazım. Bu iş mahkemeleriyle çok sağlıklı yürüyebilmemiz mümkün değil. Kıdem tazminatının bu şekilde yürümesi mümkün değil. İşveren işçisiz olamaz. Çalışmak isteyen işverensiz olamaz. İkisi sağ ayak, sol ayak. İkisi birbiriyle kavga eden, çelme takan, yaralayan değil, birbirini besleyen ve birlikte kazanan ve gelişendir. Bunun hukukunu hükümet kuracak. Hakemliğini bakanlığımız yapacak. İşveren çalıştırdığı hakkında 'Yarın hangi belayı başıma açar. 10 yıl sonra hangi mahkeme nasıl karar verir?' diye düşündüğü bir ortamda... Mahkeme de o kadar süre sonra 'Kayıtları bulun. Yani nerede.' Böyle sistemlerden de yükleri sırtımızdan atarak, hakkaniyetli, şeffaf, her tarafın kendi hakkını aldığı, geçen yıla göre daha iyi diyebileceği bir sistem kurmalıyız." Bakan Müezzinoğlu, işsizlik sigortası ve fonuyla ilgili soru üzerine, şunları söyledi: "İşsizlik fonuna göz dikmeyelim bir defa. İşsizlik fonunun farklı sorumlulukları var. Kıdem tazminatı fonundan istifade edemeyen çalışan sayımız çalışanların yüzde 70'i. Bu büyük bir rakam. Bunun bir kısmı, yüzde 33, kayıt dışılık var. Farklı uygulamalar var. Bir defa şu anda 12, 13 milyon çalışan, alın teri dökenin yüzde 70'i kıdem tazminatından neredeyse hiç yararlanamıyor. Bu doğru bir şey değil. Bir defa bunların hak ve hukukunu koruyan güçlü bir sistem kurmamız lazım. Güçlü, hakkaniyetli olmalı. Çalışanın alın teri haksa, iş verenin kasasında birikmemeli. Çünkü işverenin beş yıl sonra onu koruyup korumayacağına dair garantiyi kim veriyor? İşçinin hakkı neyse o fonda birikecek. İşçi bilecek." Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, bir soruyu yanıtlarken, özürlü istihdamıyla ilgili yeni bir çalışma yaptıklarını kaydetti. Bazı sektörlerin buna çok uygun olduğunu dile getiren Müezzinoğlu, "Bunlara ilave teşvikler vererek, diğerlerinin muafiyetini sağlayarak… Mesela birisi tekstilde yüzde 30 özürlü çalıştırmak isteyebilir. Ona göre çalışma, altyapı yapar. Biz ona ayrıcalıklı teşvikleri yaparız. Bir de 50 sonrası, bunu sıfırlayacağız. Mahallesindeki bakkala, markete, pastanede 3 kişi çalışıyor, bir engelli alsın, ona olağanüstü teşvik verelim. Engelli mahallesinde kalsın. Tüm bunlarla ilgili çalışıyoruz." diye konuştu. Türkiye'nin bunu mutlaka başarması lazım. Her yıl 10 milyarın üzerinde tıbbi medikal ürün tüketiyoruz. Üniversitesi, kamusu, özel sektörü. Bu alanda da belirli sektörlerimiz var. Bu sektörlerin ilk 10, 20'de olan ciddi düzeyde para ödediğimiz alanların, yerli üretimi teşvik etmemiz, alım garantileriyle Türkiye'yi farklı noktaya taşımamız, Türkiye'nin gelecek stratejileri anlamında da çok önemli ve hayati. Bunun üzerinde çok duruyoruz. Sağlık Bakanlığı Müsteşarının başkanlığında Sağlık Endüstrileri Yönlendirme Kurulu kuruldu. Ekonomik Koordinasyon Kurulu bunun üzerinde duruyor. Şu sıkıntılı süreçleri atlattıktan sonra inanıyorum ki, Türkiye daha güçlü adımlar atacak. Nasip olursa uzun süreli alım garantili yerli üretim plazmanın imzasını nisan sonu veya mayıs ortalarına kadar atmayı Rabbim nasip etsin, çünkü o noktaya taşıdık." yilmazparlar@yahoo.com
Açık Yönetim, Şeffaf Ve Hesap Verir Yargı Konferansı Adalet Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanı Azapağası:- ''Bugün en fazla zarar FETÖ tarafından yargıya verildi. Burada en önemli bir şey, güven olgusunun zedelenmesi oldu''- ''Basın sözcülüğünün, yargının halka hesap vermesi açısından önemli olduğunu düş
Adalet Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanı Alpaslan Azapağası, ''Bugün en fazla zarar FETÖ tarafından yargıya verildi. Burada en önemli bir şey, güven olgusunun zedelenmesi oldu.'' dedi. Daha İyi Yargı Derneği ile Uluslararası Şeffaflık Derneği tarafından Taksim Point Otelde'de "Açık Yönetim, Şeffaf ve Hesap Verir Yargı Konferansı" düzenlendi. Konferansta konuşan Adalet Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanı Azapağası, Türkiye'de son 10 yıldır hukuk alanında birçok reform yapıldığını söyledi. Azapağası, Türkiye'de bir çok mevzuatın yenilendiğini, avukat ve savcı sayısında artış olduğunu ve teknik alanda da yeniliklerin yapıldığını dile getirdi. Türkiye'de hukuk reformlarının yapımında AB sürecinin katkısı olduğunu belirten Azapağası, ''5018 Sayılı kanunla Türkiye'de ilk kez şeffaflık, hesap verilebilirlik, denetlenebilirlik kavramları kanunda, mevzuatta yer aldı. Bilgi edinme yasası çıktı. Bunlar hakikaten şeffaflığı Türkiye'de demokrasiyle beraber geliştiren unsurlar.'' diye konuştu.
- ''Bugün en fazla zarar FETÖ tarafından yargıya verildi'' Azapağası, 2010 yılından sonra illegal bir örgütün devlet içerisinde gizli olarak örgütlendiğini ifade ederek, şöyle konuştu: ''Devletin tüm yapısında olduğu gibi yargıda da örgütlendi. Bugün en fazla zarar FETÖ tarafından yargıya verildi. Burada en önemli bir şey, güven olgusunun zedelenmesi oldu. Bizim bir önceki stratejik planımızda güven veren bir adalet sistemi vizyonumuzdu. Bütün yaptığımız amaçlar onun altındaki hedefler, faaliyetler hep yargıya olan güvenin arttırılmasına yönelikti.'' - ''Basın sözcülüğü, yargının halka hesap vermesi acısından önemli'' Adalet Bakanlığı tarafından yargı ve medya ilişkilerinin düzenlenmesi için çalışmalar yaptıklarını vurgulayan Azapağası, Türkiye'de yargıda basın sözcülüğünün kurumsal hale getirilmesi için projelerinin olduğunu ve tamamladıklarını anlattı. Azapağası, projenin AB projesi olduğunu, sürdürülebilirlik açısından devam ettiğini belirterek, şunları söyledi: ''Türkiye'de 159 Ağır Ceza Merkezi, 15 de İdare mahkemesinin olduğu yerde basın sözcüleri oluşturduk. Bu basın sözcülüğünün, yargının halka hesap vermesi açısından önemli olduğunu düşünüyoruz. Bir de şeffaflık ve hesap verilebilirlik açısından basın sözcülüğü kurumu önemli bir şey. Şimdiye kadar bütün ağır ceza merkezlerinde medya iletişim büroları kurduk, personel görevlendirildi. Bütün oradaki çalışanları eğittik. Yargı muhabirleriyle sürekli iletişim sürecine girdik. Bu konuda şeffaflık açısından önemli bir adım attığımızı düşünüyorum.'' ''Yargıda Zaman Yönetimi şeffaflık ve hesap verilebilirlik açısından güzel bir örnek'' Yargıda Zaman Yönetimi Projesini hayata geçirdiklerini bunun da şeffaflık ve hesap verilebilirlik açısından güzel bir örnek olduğunu dile getiren Azapağası, şunları kaydetti:
''Kanun çıktı, yönetmeliği de tamamladık. Böylece hedef süreler belirleniyor. Her bir soruşturma ne kadar süre içerisinde bitirilecek, süreç içerisinde ne yapılacak, aynı zamanda kovuşturma aşamasından da mahkemelerin tüm iş ve işlem süreçlerle ilgili tarafların katkısıyla birlikte hedef süreler belirlenecek. Bu sadece belirli bir davayı belirli bir sürede bitirmek değil, zaman yönetimi planlama açısından da önemli. Aynı zamanda taraflara hem kovuşturma açılmasında hem de dava açıldığı takdirde davanızın ya da soruşturmanızın ne kadar süreç içerisinde biteceği size bildirilmiş olacak. Bu zaman yönetimi de şeffaflık ve hesap verilebilirlik açısından önemli.'' Daha İyi Yargı Derneği Başkanı Mehmet Gün ise dernek hakkında bilgiler vererek, ''Derneğimiz siyasetten tarafsız bir düşünce kuruluşudur. Birçok avukat ve değişik sektörlerden insanların katılımıyla kuruldu. Üyemiz de sürekli artmaktadır. Çalışmalarımızı temel, evrensel yargı, değer ve ilkeleri üzerinde sürdürmek istiyoruz. Belirli konular üzerinde de çalışmalar yapıyoruz.'' değerlendirmesinde bulundu. Konferansa İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu da katıldı. yilmazparlar@yahoo.com
HAREKETTE MUTLULUK VAR PARKİNSON HASTALIĞI’NIN 200. YILINDA 10 İLDE BİLGİLENDİRME ETKİNLİKLERİ DÜZENLENDİ Türkiye Parkinson Hastalığı Derneği ve Abdi İbrahim, Parkinson hastalığının tanımlanmasının 200. yılı sebebiyle 11 Nisan Dünya Parkinson Günü’nde İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Adana, Mersin, Kayseri, Düzce ve Kocaeli’de, 13 Nisan’da ise Konya’da hasta ve hasta yakınlarının katıldığı bilgilendirme toplantısı ve egzersiz etkinliği düzenledi. İstanbul’da düzenlenen etkinlikte konuşan Türkiye Parkinson Hastalığı Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Raif Çakmur Türkiye’de 100-120 bin civarında Parkinson hastası olduğunu ve artan yaşlı nüfusa bağlı olarak önümüzdeki yıllarda Parkinson hastalığında bir patlama yaşanacağını tahmin ettiklerini söyledi.
Parkinson hastalığının tanımlanmasının 200. yılı sebebiyle 11 Nisan’da İstanbul’da gerçekleşen toplantıya Türkiye Parkinson Hastalığı Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Raif Çakmur, Prof. Dr. Murat Emre, Prof. Dr. Haşmet Hanağası, Prof. Dr. Sibel Ertan ve Doç. Dr. Gülsen Babacan katılarak Parkinson ile ilgili bilgileri aktardı ve hasta/hasta yakınlarının sorularını cevapladı. Etkinlikte hasta ve hasta yakınları müzik ve dans ile tedavi yöntemlerini öğrenirken bazı hastalar da harmandalı ve Tai Chi performansı sergiledi.
Toplantıda konuşma yapan Türkiye Parkinson Hastalığı Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Raif Çakmur, Parkinson hastalığının yavaş ilerleyici, beyin hücrelerinde kayıp ile seyreden bir beyin hastalığı olduğunu, bu tür hücre kaybı ile giden, sinsi başlayan ve yavaş seyreden hastalıklara nörodejeneratif hastalıklar dendiğini belirtti. Parkinson hastalığının, Alzheimer hastalığından sonra en sık görülen nörodejeneratif hastalık olduğunu vurgulayan Çakmur: “Parkinson hastalığının en erken belirtileri enterik sinir sistemi, alt beyin sapı ve koku yollarında ortaya çıkmaktadır. Koku duyusu kaybı veya azalması, uyku bozuklukları ve kabızlık, sonraki aşamada ise titreme ve hareketlerde yavaşlama gibi motor belirtiler görülmektedir. Hastalık genellikle motor semptomlarla tanı almaktadır. Parkinson hastalığı tipik olarak orta ve ileri yaşın hastalığıdır ve ortalama 60 yaş civarında başlar. Hastalık genç yaşlarda da başlayabilir ancak yaşlanma ile görülme sıklığı artar. Yapılan çalışmalar Parkinson hastalığının erkeklerde kadınlara göre biraz daha sık görüldüğünü göstermektedir” dedi.
Dünyanın en kalabalık ülkelerinde, 2030 yılına kadar Parkinson hastalarının nerdeyse 30 milyona ulaşacağının tahmin edildiğini belirten Raif Çakmur sözlerini şöyle sürdürdü: “Eğer hepimiz 100 yaşının üzerine kadar yaşayacak olursak muhtemelen bu hastalıkla karşı karşıya kalacağız. Bugün için ülkemizde 100-120 bin civarında Parkinson hastası olduğunu tahmin etmekteyiz. Ülkemiz hızla yaşlanan toplumlar arasında sayılmaktadır. Artan yaşlı nüfusa bağlı olarak önümüzdeki yıllarda ülkemizde Parkinson hastalığında da bir patlama yaşanacağını tahmin edebiliriz. Başka bir deyişle önümüzdeki yıllarda Parkinson hastalığı ile daha çok uğraşmak zorunda kalacağız. Bu hastalıkla ilgili olarak toplumun daha bilinçli olması gerekiyor.” Parkinson hastalığının tedavisinin günümüzde ağırlıklı olarak ağızdan alınan ilaçlarla yapıldığını, uygun özellikleri taşıyan bir grup hastada farklı yöntemlerle uygulanan ilaçlar ve cerrahi tedavilerin de söz konusu olduğunu söyleyen Raif Çakmur: “Hastalığı tamamen iyileştirici, kesin bir tedavisinin henüz bulunmamasına karşın, kullanılan ilaçlar belirtileri büyük ölçüde düzeltmekte ve birçok hastanın yaşamını aktif ve üretken bir şekilde sürdürmesini sağlayabilmektedir. Böylece Parkinson hastalarının çoğu düzenli tedaviyle uzun yıllar mutlu olarak yaşarlar”.
Temelde bir hareket bozukluğu olan Parkinson hastalığında hareket etmenin ve egzersiz yapmanın tedavinin vazgeçilmez bir parçasını oluşturduğunu, Yoga ve Tai Chi gibi fiziksel aktivitelerin ve dans etmenin yararlı olduğuna ilişkin bilimsel kanıtların giderek arttığını vurgulayan Çakmur şöyle konuştu: “Hareket ve egzersiz gerekliliği hastanın tanı aldığı zamandan itibaren geçerlidir. Düzenli egzersizler tüm vücudu çalıştıran tempolu yürüme, yüzme, aerobik gibi sporlar genel anlamda baştan beri tercih edilir. Ancak hastalık ilerledikçe ve özellikle denge bozukluğu, yürürken kilitlenme, gövdede öne doğru eğilme, düşmeler gibi ilaca kısmen veya yetersiz cevap veren daha karmaşık hareket problemleri tabloya eklendikçe programlı ve daha profesyonel destek gerektiren egzersizler ilaç kadar önem kazanır. Denge, yürüyüş ve duruşu korumanın en iyi yolu egzersiz ve hareket etmektir. Dansın hastalığa etkisi üzerine yapılan çalışmalarda dans kurslarına katılan hastaların katılmayanlara kıyasla denge ve hareketliliklerinde ilerlemeler kaydedildiği saptanmıştır. Müzik ve dans, denge ve hareket sorunlarının azaltılmasında beyne yardım etmektedir.” Parkinson Hastalığının Başlıca Belirtileri: Titreme Hareketlerde yavaşlama Bir veya daha fazla uzuvda (kol veya bacak) kasılma Yürürken kolları sallamama Konuşurken mimikler ve jestler gibi hareketlerin kaybı Yavaş, ufak adımlı veya ayak sürüyerek yürüme Vücut duruşunun öne eğik şekil alması Yumuşak ve alçak sesle, monoton konuşma El yazısında küçülme, okunaksız olması Ağızdan salya sızması, yutkunma güçlüğü Halsizlik, yorgunluk Ruh hali değişiklikleri, ruhsal çöküntü hali (depresyon), nedensiz sıkıntılar Kabızlık, aşırı terleme, tansiyon düşmesi Ağrı, kas spazmları yilmazparlar@yahoo.com