12.5.18

TÜRKİYE’NİN ENERJİ DÖNÜŞÜMÜ İÇİN-SHURA-YILMAZ PARLAR


PARLAR MEDYA  
TÜRKİYE’NİN ENERJİ DÖNÜŞÜMÜ İÇİN-SHURA

SHURA, TÜRKİYE’NİN ENERJİ DÖNÜŞÜMÜ İÇİN YOLA ÇIKTI

Türkiye’nin enerji dönüşümü tartışmalarına katkı koymayı amaçlayan SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi, 9 Mayıs 2018’de iş dünyası, kamu temsilcileri, sivil toplum kuruluşları ve üniversitelerin bir araya geldiği bir tanıtım toplantısıyla faaliyete geçti. SHURA; Türkiye elektrik sektörü için çarpıcı sonuçlar içeren ilk çalışmasını da toplantıda kamuoyuyla paylaştı. Türkiye ölçeğinde ilk kez gerçekleştirilen çalışmaya göre, Türkiye herhangi bir ek iletim altyapı maliyeti altına girmeden 2026 yılına kadar kurulu rüzgâr ve güneş enerjisi kapasitesini 40 bin MW’a çıkarabilir.


European Climate Foundation (ECF), Almanya’nın enerji konusundaki en etkin düşünce kuruluşu Agora Energiewende ve Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) ortaklığında kurulan SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi, veri bazlı, tarafsız ve bağımsız analizler gerçekleştirerek Türkiye’nin düşük karbonlu enerji sistemine geçişini desteklemek üzere yola çıktı. Türkiye’nin enerji sektörünü ekonomik, teknolojik ve politikalar açılarından değerlendiren araştırma ve analizlerle bu konudaki tartışmalara ortak bir zemin yaratmayı odağına alan SHURA, enerji verimliliğini ve yenilenebilir kaynakları merkeze koyan bir anlayış oluşturmayı hedefliyor.


Toplantının açılışında konuşan SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Yönlendirme Komitesi Başkanı Selahattin Hakman SHURA’nın kuruluş amaçları, misyonu ve yaklaşımına dikkat çekerek “SHURA, enerji dönüşümünün hızlı, ekonomiyi güçlendirecek ve tüm taraflara fayda sağlayacak şekilde gerçekleşmesi için enerji sektörünün tüm paydaşlarının bakış açılarını dikkate alan bir sürecin önemine inanıyor” dedi.


Enerji dönüşümünün ülke ekonomisinde yaratacağı fırsatlara değinen SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Dr. Değer Saygın ise toplantıda şöyle konuştu: “Hızla büyüyen ekonomisi, artan elektrik talebi ve giderek rekabete açılan enerji piyasası ile köklü bir değişim yaşayan Türkiye, son yıllarda Avrupa’nın en hızlı büyüyen rüzgâr ve güneş piyasalarından biri haline geldi. Ülkemiz, enerji dönüşümü için çözümler sunan sanayisi, esnek ve yeni iş modellerine açık yatırımcıları ve yaratıcı girişimcileri ile küresel ölçekte öncü rol oynayabilecek pek çok özelliğe sahip”.

2026’da 40 bin MW rüzgâr ve güneş enerjisi kurulu gücü mümkün

SHURA, Türkiye’nin elektrik üretim kapasitesi ve iletim altyapısını kapsamlı biçimde inceleyen ilk çalışmasını da açılış toplantısında kamuoyu ile paylaştı. Yenilenebilir kaynakların elektrik iletim şebekesine entegrasyon seçeneklerini inceleyen analiz, önemli bir bilgi boşluğunu dolduruyor.

Bu analizin Türkiye ölçeğinde ilk kez gerçekleştirildiğine dikkat çeken Değer Saygın sözlerinin şöyle sürdürdü: “Elektrik iletim sisteminde yenilenebilir kaynakların artan payını analiz eden çalışmanın sonuçları heyecan verici. Türkiye, rüzgâr ve güneş enerjisinde gerçekleşmesi öngörülen artışı, TEİAŞ’ın 2026 yılına kadar planladığı iletim şebekesi yatırımına ek bir maliyet gerektirmeden iki katına çıkarabiliyor. Böylece bu kaynaklardan üretilecek elektrik, toplam tüketimin %20’sinden fazlasını karşılayabilecek düzeye geliyor. Başka bir deyişle, Türkiye’nin 2026’da rüzgâr ve güneş kurulu gücünü 40 bin MW’a çıkarmasının elektrik sistemi altyapısına büyük bir etkisi yok. Bu sistem operatörü, kamu kurumları, enerji planlayıcıları ve yatırımcılar nezdinde çığır açacak bir bulgu. Yenilenebilir enerji gelişimine dair bu rapor, Türkiye’nin enerji sisteminde büyük ölçekli bir dönüşüme ışık tutabilir.”

SHURA Enerji Sektörünü Bir Araya Getiriyor

SHURA’nın düşük karbonlu bir geleceğin inşasına, bilgiye ve güncel verilerle dayalı analizlerle katkı yapmayı hedeflediğini belirten Selahattin Hakman şunları söyledi: “SHURA, farklı bakış açılarının enerji dönüşümü sürecine entegre edilmesini ayrıca önemsiyor. Bu amaçla SHURA, yatırım, teknoloji, finans, akademi dünyasının ve danışmanlık, düşünce ve sivil toplum kuruluşlarının liderlerinden oluşan bir danışma kuruluna ev sahipliği yapıyor. Orta Doğu’nun mitolojik rüzgâr (Shu) ve güneş (Ra) tanrılarından esinlenerek isimlendirdiğimiz, aynı zamanda geleneklerimizdeki ‘şura’ anlayışıyla çok paydaşlı bir müzakere zemini olma anlamı taşıyan kurumumuzun, ülkemizin yenilenebilir enerjideki dönüştürücü gücünü çok iyi yansıtacağına inanıyorum”

Toplantıda açılış konuşmasını yapan Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Zehra Sayers de “Sabancı Üniversitesi yerli ve uluslararası ortaklarla iklim değişikliği ve enerji konularında yıllardır önemli çalışmalar gerçekleştirdi ve çok sayıda başarılı girişim başlattı. Aynı şekilde, karar vericiler ile özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarını analiz odaklı özgün araştırmaları temel alarak bir araya getirme vizyonuyla SHURA girişimine de ev sahipliği yapıyor” dedi.


Almanya’nın enerji konusundaki en etkin düşünce kuruluşu Agora Energiewende’nin İcra Direktörü Dr. Patrick Graichen ise konuşmasında şu görüşleri dile getirdi: “Almanya’da, küresel  ölçekte enerji dönüşümüne öncülük etmeyi çok önemsiyoruz ve maliyeti hızla düşen yenilenebilir enerjinin ve verimlilik teknolojilerin faydasına da şahit olduk. Enerji dönüşümünün sunduğu fırsatları fark eden birçok devlet ve sektör arasına bu teknolojilerde yüksek potansiyele sahip Türkiye’nin yaratıcı iş dünyasının da dahil olacağını umuyorum. Almanya’da bu dönüşümü çok paydaşlı teknik çalışmalara dayanarak tartışabilmek amacıyla kurulan Agora Energiewende’nin, benzer bir yaklaşımı benimsemiş SHURA ile işbirliğini çok önemsiyorum. SHURA’nın Türkiye’nin enerji geleceği için değerli bir iş ortağı olduğuna inanıyorum” dedi.


Açılış toplantısında Türkiye’deki enerji dönüşümünü değerlendiren SHURA’nın kurucu ortaklarından European Climate Foundation Genel Müdürü Prof. Laurence Tubiana ise “Ülkeler ölçeğinde yaşanacak enerji dönüşümü, Paris Anlaşması’nın hayata geçebilmesinin ön koşulu. Analitik temeli, enerji sistemi konusunda birikimli ekibi, şeffaf ve veri odaklı tutumu göz önünde bulundurulduğunda, SHURA’nın Türkiye’nin güvenli, verimli ve düşük karbonlu bir enerji sistemine geçiş politikalarına ilham vereceğine inanıyorum” dedi.

İstanbul Politikalar Merkezi

İstanbul Politikalar Merkez (İPM) demokratikleşmeden iklim değişikliğine, transatlantik ilişkilerden çatışma analizi ve çözümüne kadar, önemli siyasal ve sosyal konularda uzmanlığa sahip, çalışmalarını küresel düzeyde sürdüren bir politika araştırma kuruluşudur. İPM araştırma çalışmalarını üç ana başlık altında yürütmektedir: İPM-Sabancı Üniversitesi-Stiftung Mercator Girişimi, Demokratikleşme ve Kurumsal Reform, Çatışma Çözümü ve Arabuluculuk. 2001 yılından bu yana İPM, karar alıcılara, kanaat önderlerine ve paydaşlara uzmanlık alanına giren konularda tarafsız analiz ve yenilikçi politika önerilerinde bulunmaktadır.

European Climate Foundation
European Climate Foundation (ECF) Avrupa’nın düşük karbonlu bir toplum haline gelmesine yardımcı olabilmek ve iklim değişikliğiyle mücadelede uluslararası alanda güçlü bir lider rolü oynayabilmek amacıyla kurulmuştur. ECF, her türlü ideolojiden uzak kalarak düşük karbonlu bir topluma geçişin “nasıl” olacağı konusunu odağına alır. Ortaklarıyla yaptığı iş birliği kapsamında ECF, bu geçişte kilit rol oynayacak patikaları ve farklı alternatiflerin sonuçlarını ortaya çıkararak bu tartışmalara katkı sağlamayı hedefler.

Agora Energiewende

Agora Energiewende; özellikle Almanya ve Avrupa olmak üzere tüm dünyada temiz enerjiye başarılı bir geçiş yapılmasını sağlamak amacıyla veri odaklı, politik açıdan uygulanabilir stratejiler geliştirir. Bir düşünce kuruluşu ve politika laboratuvarı olan Agora; yapıcı bir fikir alışverişi sağlarken siyaset, iş ve akademi dünyasından paydaşlarla da bilgi birikimini paylaşmayı hedefler. Kâr amacı gütmeyen ve bağışlarla finanse edilen Agora, kendini kurumsal ve siyasi çıkarlara değil, iklim değişikliğiyle mücadeleye adamıştır.

 yilmazparlar@yahoo.com

YAPDER-14.Kent ve Yaşam Ödülleri -Yılmaz Parlar


PARLAR MEDYA  
14.Kent ve Yaşam Ödülleri

14.Kent ve Yaşam Ödülleri  

Yeni Arayışlar Girişimi Platformu Derneği (YAPDER)’in desteklediği, Gazeteci Celal Toprak ile Yayıncı Mehmet Gözcü’nün birlikte organize ettikleri, Kent ve Yaşam ödülleri kapsamında verilen “14. Kent ve Yaşam Ödülleri” sahiplerini buldu.


Aralarında bilim insanları, kentleşme uzmanları ve sivil toplum örgütü önderlerinin yer aldığı 40 kişilik jüri tarafından belirlenen ödüller, bu alandaki en uzun soluklu etkinlik olarak gösteriliyor.


Sanko Holding ana sponsorluğunda, Armada Hotel’de, 8 Mayıs 2018 tarihinde düzenlenen 14. Kent ve Yaşam Ödülleri törenine, kamu, yerel yönetimler, sivil toplum örgütleri ve iş dünyasının temsilcileri yoğun ilgi gösterdi.


Aralarında bilim insanları, kentleşme uzmanları ve sivil toplum örgütü önderlerinin yer aldığı 40 kişilik jüri tarafından belirlenen ödüller, bu alandaki en uzun soluklu etkinlik olarak gösteriliyor.


Gazeteci Celal Toprak tarafından, kanalekonomi’de yayınlanan Kent ve Yaşam programı kapsamında verilmekte olan ödüller, alanında oscar olarak nitelendiriliyor. Proje üretmiş kişi ve kurumları yüreklendirmek ve onurlandırmak amacıyla verilmekte olan Geleneksel Kent ve Yaşam  Ödülleri, doğru iş yapmış kişi ve kurumların buluşma noktası haline geldi.


14.Kent ve Yaşam Ödülleri’ni alan kurum ve kişiler

-Turizm ve Tanıtım Ödülü: KKTC Turizm Ve Çevre Bakanı Fikri Ataoğlu
-Yerel Yönetim Ödülü: Kağıthane Belediye Başkanı Fazlı Kılıç
-Akıllı Kent Ödülü: Başakşehir Belediye Başkanı Yasin Kartoğlu
-Sektörü Geliştirme Ödülü: İTHİB Başkanvekili İsmail Gülle
-Değişim Ödülü: Türsab Başkan Vekili Hasan Erdem
-Emek Ödülü: Birleşik Metal Sendikası Başkanı Adnan Serdaroğlu
-Kent Markası Ödülü: Demir İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Hamit Demir
-Teknoloji Ödülü:  Ticari1 Teknoloji Aş Genel Müdürü  Hüsnü Saraç
-Eğitim Ödülü: Fen Bilimleri Eğitim Kurumu Kurucu Başkanı Nazmi Arıkan - Eğitim Ödülü: Fen Bilimleri Çorlu Okulu Kurucusu Adnan Gürler
-Yeni Ufuklar Ödülü: Kadın Eserleri Kütüphanesi Ve Bilgi Merkezi Vakfı Başkanı Aslı Davaz
-Toplumsal Destek Ödülü: Engelli Çocuklar Ve Ailelerini Destekleme Merkezi  Eçadem Müdürü Güler Başaran
-Yatırıma Destek Ödül: Moda Ve Hazır Giyim Federasyonu Başkanı Hüseyin Öztürk
-Vizyon Ödülü: Seyhan Belediye Başkanı Zeydan Karalar
-Kente Katkı Ödülü: Kıbrıs Amerikan Üniversitesi - Cemile Esenyel Kau Mütevelli Heyet Başkan Vekili
-Farkındalık Ödülü: Oyuncu  Betül Arım
-Kültür Sanat Ödülü: Sanatçı – Bilim İnsanı Yusuf Benli
-Genç İşadamı Ödülü: Giray Yapı Yönetim Kurulu Başkanı Hazım Giray
-Başarı Hikayesi Ödülü:  Edelstaal. Group YK. Başkanı    Turgut Torunoğulları
-Kadın Girişimciliğine Destek Ödülü: Daikin Yönetim Kurulu Üyesi Zeki Özen
-Kobi Ödülü: Yönetim Danışmanı Dr.Yılmaz Sönmez
-Kentleşmede Yenilik Ödülü:   Edremit Belediye Başkanı Kamil Saka 



 KKTC’de turizmi uçurdu  ödülü aldı


KKTC Turizm Ve Çevre Bakanı Fikri Ataoğlu son dönemde turizmde büyük bir atak yakaladı. Ödülün verilmesine karar veren jüri gerekçesinde şu ifadeleri kullandı:

“Her taraftan ambargo ile sıkıştırılan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni turizm ile önce Türkiye’ye açma çalışmalarını başlattınız. Sonra KKTC’nin tanıtı gibi önemli bir görevi üstlendiniz. KKTC sizin bakanlığınız döneminde daha çok ilgi gören bir ülke haline geldi. Çalışmalarınızdaki başarıları jüri ödüllendirme kararı aldı.”

Sanko Holding ana sponsorluğunda, Armada Hotel’de, 8 Mayıs 2018 tarihinde düzenlenen 14. Kent ve Yaşam Ödülleri törenine, kamu, yerel yönetimler, sivil toplum örgütleri ve iş dünyasının temsilcileri yoğun ilgi gösterdi. Ödül alanlar arasında Kağıthane Belediye Başkanı Fazlı Kılıç, Başakşehir Belediye Başkanı  Yasin Kartoğlu, İTHİB Başkanvekili İsmail Gülle, TÜRSAB Başkan Vekili Hasan Erdem ve Hamit Demir, Nazmi Arıkan, Turgut Torunoğulları gibi iş dünyasının önemli isimleri yer aldı.


Gazeteci Celal Toprak tarafından, kanalekonomi’de yayınlanan Kent ve Yaşam programı kapsamında verilmekte olan ödüller, alanında oscar olarak nitelendiriliyor. Proje üretmiş kişi ve kurumları yüreklendirmek ve onurlandırmak amacıyla verilmekte olan Geleneksel Kent ve Yaşam  Ödülleri, doğru iş yapmış kişi ve kurumların buluşma noktası haline geldi.


yilmazparlar@yahoo.com

10.5.18

10. NDS EDEBİYAT ÖDÜLÜ JEAN-PAUL DİDİERLAURENT'A-YILMAZ PARLAR


PARLAR MEDYA  
10. NDS EDEBİYAT ÖDÜLÜ JEAN-PAUL DİDİERLAURENT'A

10. NDS EDEBİYAT ÖDÜLÜ JEAN-PAUL DİDİERLAURENT'A

Notre-Dame de Sion Fransız Lisesi ile Notre-Dame de Sion'lular Derneği tarafından düzenlenen ve bu yıl 10. yılını dolduran 2018 Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü"nü kazanan Jean-Paul Didierlaurent'a 9 Mayıs 2018 Çarşamba günü Fransız Sarayı’nda törenle ödülü takdim edildi. Jean-Paul Didierlaurent, 6.27 Treni adlı Kitabın Can Yayınları tarafından yayınlanan kitabın Türkçe'ye çevirisini yapan Aysel Bora'ya da Çeviri Ödülü’nün sahibi oldu.


Fransa'nın Türkiye Büyükelçisi Charles Fries’in ev sahipliğinde gerçekleşen Notre Dame de Sion Fransız Lisesi ile Notre Dame de Sionlular Derneği tarafından Fransız Sarayı'nda gerçekleştirilen etkinliğe katılan Fransa'nın İstanbul Başkonsolosu Bertrand Buchwalter, ödülün dönüşümlü olarak bir yıl Türk bir yazarın eserine, sonraki yıl ise Fransız bir yazarın Türkçe'ye çevrilmiş eserine verildiğini açıkladı.


Fransa'nın İstanbul Başkonsolosu Bertrand Buchwalter yaptığı konuşmasında, ödülün 10. yılının kutlandığını, on yıldan beri, Notre-Dame de Sion Edebiyat Ödülü, Fransız-Türk diyaloğunun en etkili araçlarından biri olduğunu, ödülle bitlikde, eşlik eden akşam, kültürlerimizin kaynaşmasının ve aramızdaki etkileşimin işaretleri olduğunu söyledi. Bertrand Buchwalter, “Fransızlar ve Türkler arasındaki düşünsel ve sanatsal bağların durmaksızın güçlendiğinin kanıtıdır. Notre Dame de Sion'un böyle bir Fransız-Türk başarısına imza atan kurum olması çok doğal. İstanbul'un kültürel enerjisini her zaman varlığıyla besleyen bu prestijli kurum, bizi bu akşam bir araya getiren Fransız-Türk dostluğuna tutku ve dinamizmle hizmet etmeye devam ediyor." Şeklinde dostluk mesajı verdi.


Edebiyatın, ülkeler arasında yakınlaşmanın etkili olduğunu kaydetti. Buchwalter “ Okumaktan yoksun kaldığımızda belki de ortaya çıkaramayacağımız saklı duygulanımlara doğru yol almamızı sağlayan bir trendir edebiyat. İlginçtir ki dost ülkeye yapılan bu dalış, bir çevirinin okunuşu yoluyla gerçekleştiğinde bazen çok daha etkilidir. Çoğu zaman, çevirinin ele vermek olduğu söylenir. Tam tersine, Notre-Dame de Sion Edebiyat Ödülü'nün çevirinin hizmet etmek olduğunu gösterdiğini düşünüyorum. Çevirmek, diyaloğa, karşılıklı anlayışa, duyguların paylaşımına hizmet etmek veya sadece köprüler inşa etmek demektir. Ayrıca bazen endişelerin katlandığı bu zor zamanlarda, köprüler çok değerlidir. Onları inşa etmemiz ve önceden var olduklarında onları daha da kuvvetlendirmemiz gerekiyor." Yapmamız gerekenlerin altını çizdi.


Fransızca'ya çevrilmiş pek çok eser okuma fırsatı olduğunu  . Nazım Hikmet, Yaşar Kemal, Zülfü Livaneli, Aslı Erdoğan, Orhan Pamuk, İhsan Oktay Anar yazarların eserlerinden Türkiye’nin daha derinliklerine inebildiğini söyledi

 Ödülü alan Jean-Paul Didierlaurent RER treninin bir gün Orient-Express'e dönüşecebileceğini, Seine-et-Marne son durağının çok ötesinde rotasına devam edebileceğini hayal bile edemediğini, hikayelerin dilden başka sınırları olmadığını söyledi. Didierlaurent “Bu bağlamda, dünyanın dört bir yanındaki çevirmenlere, yetenekleriyle dilin engellerini ortadan kaldırarak sınırları yıkan bu gölge insanlarına içtenlikle teşekkür ederim." dedi.
Jean-Paul Dıdıerlaurent,1962 doğumlu Fransız yazar, Nancy’de tamamladığı reklamcılık eğitiminin ardından Paris’te çalışmaya başladı. Kısa bir süre sonra doğduğu kent Voges’a döndü ve uzun yıllar bir telekomünikasyon şirketinin müşteri hizmetleri bölümünde çalıştı. Yazdığı öyküleri, 1997 yılında keşfettiği öykü yarışmalarına göndermeye başladı. 2010’da “Brume” (Pus) adlı öyküsüyle Uluslararası Ernest Hemingway Ödülü’nü aldı. Aynı ödüle 2012’de, bu kez, “Mosquito”(Sivrisinek) isimli öyküsüyle layık görülen yazar, on beş yıl boyunca başka birçok ödülle taçlandırdığı öykü yazarlığına devam etti. 2014 yılında bir ay inzivaya çekilerek kaleme aldığı 6.27 Treni Fransa’da yılın edebiyat olayı olarak kabul edilmesinin ardından Michel Tournier Ödülü’nün de aralarında bulunduğu çok sayıda ödül aldı. Dünyada da büyük heyecan yaratan roman, kısa sürede yirmi dokuz dile çevrildi. 

Aysel Bora, 1943’te İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdikten sonra Meydan Larousse ansiklopedisinin çevirmen kadrosunda görev aldı. Bugüne değin, aralarında Jean-Paul Sartre’ın Aydınlar Üzerine, Georges Simenon’un Hollanda’da Bir Cinayet, Amin Maalouf’un Ölümcül Kimlikler, Nathalie Sarraute’un Şimdi ve Açınız ad lı yapıtlarının da bulunduğu pek çok kitabı dilimize kazandırdı.

Dönüşümlü olarak bir yıl Türkçe yazan bir Türk yazarın eserine; bir sonraki yıl ise Fransızca yazan ve eseri Türkçeye çevrilmiş Türk veya yabancı bir yazarın eserine verilen NDS Edebiyat Ödülü on yaşını doldurdu. İlk olarak, 2009 yılı NDS Edebiyat Ödülü’ne “Kalenderiye” romanı ile Gürsel Korat layık görülmüştür. Yine “Şehper Dehlizdeki Kuş” adlı öykü kitabıyla Ayşegül Çelik, mansiyon kazanmıştır. 2010 yılı NDS Edebiyat Ödülü, Türkçeye çevirisi Yıldız Ademoğlu Atlantarafından yapılan “ Magnus ” adlı romanıyla Fransız yazar Sylvie Germain’e verilmiştir. 2011 NDS Edebiyat Ödülü’nü “Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler” adlı kitabıyla Yalçın Tosun kazanmış, Gaye Boralıoğlu “Aksak Ritim” adlı kitabıyla mansiyona layık görülmüştür.


yilmazparlar@yahoo.com