17.5.17

BARIŞ TUNA-CENNETTE UZUN BİR KIŞ-YILMAZ PARLAR


PARLAR MEDYA  
BARIŞ TUNA-CENNETTE UZUN BİR KIŞ

CENNETTE UZUN BİR KIŞ


Terk etmek mi? Terk edilmek mi ? Acı yaşatmek mı ? Acyı çekmek mi ?

1980 ve 1990’larda Ankara’da geçen acı ve acıyı paylaşmak üzerine yoğunlaşan, Aşk, ayrılık acısı, geleneksel aile yapısı, din-mezhep ayrışmaları, sosyal sınıf çatışması, kapalı kapılar ardında yaşanan cinsel istismarın sonuçlarının hayata yansıması gibi konu zenginliği olan sürükleyici romanın yazarı Barış Tuna lansmanı için seçtiği mekan Kalabalık Restaurant’da romanı kadar keşfedilmeyi hak eden güzellikde idi.


Başarılı yazar Barış Tuna  ilk romanı Düşbilimi’nden 16 yıl sonra yayınlanan, Sinema filminede uyarlanacak olan ikinci romanı Cennette Uzun Bir Kış kitabın lansmanı 16 Mayıs 2017 Kadıköy Yel değirmeni Duatepe sokakda bulunan romanı gibi gizli bahçesi olan Kalabalık Restauran’da gerçekleştirdi.


Barış Tuna ile yaptığımız kısa söyleşide çalışmaların on üç yıl kadar sürdüğünü uzun soluklu nefes aldıkdan sonra içini çekerek söylüyor.


Kutsal aile miti üzerine eleştiriler yaparken kaynağını yıllarca yaptığı gözlemleri, akademik okumaları ve hayattan çektiği anlar oluşturuyor.


Sinemaya uyarlamanın ilk adımı olarak, Görsel dünyasının zenginliğiyle öne çıkan, video art çalışması yapılan, Barış Tuna’nın Cennette Uzun Bir Kış kitabı roman kahramanlarını canlandıran sinema oyuncularıda lansmanda hazır bulundular.


Böylelikle Barış Tuna bir ilk imza atarak, yeni romanı Cennette Uzun Bir Kış'ın sinemagraf tekniğiyle çekilmiş videoları Türkiye'de hatta dünyada inovasyon özelliği taşıyor.


Cennette Uzun Bir Kış’ın Video art çalışması hakkında bilgileri sorduğumuzda Barış Tuna, Murat Tuncalp. videonun editörlüğünü üstlendiğini Çekimlerin Galata'da Georges Hotel ile Alex’ Restoranda yapıldığını, Romanın karakterleri Aslı, Meral, Umut, Serhat ve Babaya hayat veren oyuncular Ece Ertez, Kısmet Ekim Tekinbaş, Anıl Çağlar Tel, Christopher Kunz ve Cadas Ali Cakir olduğunu öğreniyoruz.,


Hikayeyi dile getirdiğinde; “Hepsi birbirinden yaralı Aslı, Meral, Umut ve Serhat üzerinde ilerleyen hikaye insan olmanın ve insan olabilmenin birey üzerindeki etkisini kimi zaman gündelik bir dille, kimi zaman edebi bir dille anlatarak cinsel istismar gibi sömürülmeye çok açık bir konuyu irdeliyor. Aşk, ayrılık acısı, geleneksel aile yapısı, din-mezhep ayrışmaları, sosyal sınıf çatışması, kapalı kapılar ardında yaşanan cinsel istismarın sonuçlarının hayata yansıması bu sürükleyici romanda bir araya geliyor.”şeklinde açıklıyor. Kitapda özet baş yazı ise şöyle yer alıyor “Sevmenin acıtmadığı günlerdi, aşkın henüz ağır gelmediği, her sözün, her hareketin "O da beni seviyor"a yorulduğu, umuda teşne günlerdi. (...) Gizemli ülkelerdi görülmek istenen, ama bizimkisiydi asıl çözülmesi istenen gizem. Ertelenen yolculuk muydu yoksa bizler miydik sevgilim, bir türlü çıkılamayan yolculuklar mıydı yoksa kendimiz miydi bir türlü varamadığımız, çok isteyip de gidemeyişimiz seni uçak tuttuğundan mıydı yoksa bize tutulmaktan korktuğundan mıydı?’


‘Geçmişini bu kadar kolay reddetmen belki de çocukluğuna dair tek bir fotoğraf bulunmayışındandı. fotoğrafı çekilmemiş bir çocukluk sadece yaşanmamış değil aynı zamanda değersiz sayılırdı. insanlar neden harıl harıl fotoğraf çekiyordu, yaşamlarını belgelemek, yarına hatıra kalsın diye mi? elbette hayır. yaşadıkları anın ne kadar biricik olduğunu göstermek, her anlarını değerli kılmak, yarına hatıra kalacak kıymette bir hayat sürdüklerini kendilerine ispatlamak için fotoğraf biriktiriyordu.”


Özenli dili, derinlemesine karakter tahlilleriyle öne çıkan romanda aşk acısı ve aşk için nelerden vazgeçilebileceği sert bir dille anlatılırken, okuyan herkesin hayatından bir parça yakalaması sağlanmış. Yaşadıklarından hiçbir zaman pişmanlık duymayan dört insanı hareketli, metaforik ve akıcı bir dille anlatan Tuna, kullandığı dil ile alt kültür edebiyatında yeni bir soluk.


Gelelim Kalabalık Restaurant’da… Bahsetmeden geçmek haksızlık olur. İşletme ve Sahbi İş kadını Sevim Büyükakıncığlu’nun iki yardımcı bayan bir erkek ekibi var. Hepsi birden Mutfakda.. Hepsi birden hizmetde… Sevecen ve  samimiler.. İşlerini büyük bir çoşku içinde icra ediyorlar. Her şey son derece profesyonelce, yemeklerin lezzetine çeşidine gelince; Birbirinden nefis, unutulmayacak tatlardalar. Balık içerikli mezeler.. Yunan Ermeni mutfağı özelliği taşısada hepsi farklı. Hergün gitseniz farklı çeşit bulabileceğiniz bir rastaurant. Midyeli pilav, balıklı çerkez tavuk, balıklı müjver, balık içerikli zeytinyağlı dolma, vs. kolay kolay hiçbir yerde bulamıyacağınız çeşitler. Ayrıca son derece uygun fiyatlı.

Lansmana birde Türk sanat müziği ses sanatcısı Ayşe Nur Yağız’a Ud –Kanunla eşlik eden iki bayanın mini konseride eklersek, Lansman dahada bütünlük kazandı.

yilmazparlar@yahoo.com

   

TÜRKTOB-Ülkemizde GDO’lu Tohum Üretimi Yoktur-Yılmaz Parlar


PARLAR MEDYA  
TÜRKTOB-Ülkemizde GDO’lu Tohum Üretimi Yoktur



Ülkemizde GDO’lu Tohum Üretimi Yoktur

Tohumculuk Sektöründe Strateji

Başkanlığını Kamil Yılmaz’ın yaptığı, TÜRKTOB, TÜBİTAK- TÜSSİDE’nin katkıları ile yürüttükleri Tohumculuk Sektörü Ulusal Strateji Geliştirme Projesi’ni 16 Mayıs 2017 Salı günü Fairmont Quasar Hotelde açıkladı. Basın Toplantısında Kamil Yılmaz “Ülkemizde GDO’lu tohum üretimi yoktur, ithalatı da yasaktır, bu konu Biyogüvenlik Yasası” kapsamında çok sıkı denetim altındadır.”dedi



Toplantıya EGD Ekonomi Gazeteciler Derneği Başkanı Celal Toprak başta olmak üzere Ekonomi yazarları yoğun ilgi gösterdiler.


Kamil Yılmaz 1.5 yıldır TÜBİTAK’a bağlı Türkiye Sanayi Sevk ve İdare Enstitüsü (TÜSSİDE) ile birlikte yürüttükleri projenin temel amacının “Tohumculuk sektöründe uygulanabilir etkin stratejiler ve politikalar ile farkındalık oluşturmak ve yenilikçilik perspektifiyle; üretimin, ihracatın, verimliliğin, kullanım alanlarının ve katma değerinin arttırılarak yerel kalkınmanın ve tohumculuk sektöründe ülkemizin bölgesel ve uluslararası rekabet gücünün arttırılmasına katkı sağlamaktır.”dedi

Hedeflenmek istenen proje ile tohumculuk sektöründe tüm paydaşlarda farkındalık oluşturarak temeli sağlam stratejiler oluşturulması, sektörün değer zincirinde yer alan üreticiler, araştırmacılar, girişimciler, sanayiciler, dağıtıcılar, yetiştiriciler, destek sağlayan kurumlar, üniversiteler, birlikler gibi üretici örgütlerini içeren yapının Türkiye Tohumcular Birliği öncülüğünde organize bir şekilde örgütlenmesi ve rekabetçiliğinin arttırılması olduğunu söyleyen Kamil Yılmaz “Birliklerin ve üyelerin kurumsal kapasitelerinin arttırılması, Kaliteli ve yeterli sertifikalı tohumluk üretiminin sağlanması, Ar-Ge alt yapısının geliştirilmesi, Markalaşmaya önem verilmesi, İhracat   imkanlarının geliştirilmesi Rekabetçiliğin artırılması, Kayıt dışılığın önlenerek haksız rekabetin önlenmesi, Bütün bunların yapılabilmesi için ihtiyaç duyulan gerekli yasal düzenlemelerin gerçekleştirilmesi.”Projenin ana omurgasını maddeledi.
 Kamil Yılmaz Bakanlığın aldığı karar doğrultusundaki açıklamalarında “2018 yılından itibaren tüm tohumlukların sertifikalı olması ile Milli Tarım Projesi’nin en önemli ayaklarından biri olan Havza Bazlı Üretim ve Destekleme Modeli’nde belirlenen ürünleri 5 dekarın üzerindeki alanlarda üreten çiftçilerin ancak sertifikalı tohum kullanmaları durumunda destek alacak olmaları sektörümüz üzerine büyük sorumluluk ve görev yükledi.” Diyerek Tohumculuk sektörü olarak bu kararları desteklediklerini ifade etdi.
 Yıllara göre mukayeseli üretimi ise “Sertifikalı tohum üretimi 2002 yılında 145 bin tondu. 2009 yılında 385 bin tonu aşan üretim, 2013’te 743 bin tona, 2015 te ise 896 bin tona ulaştı. 2016 yılında ise 957 bin 925 ton üretim yapıldı. Son zamanlarda AR-GE çalışmaları sonucu geliştirilen yeni ve üstün nitelikli çeşitler üretime alındı. Tohumculuk sektörü içinde değerlendirilen fide, fidan ve süs bitkileri üretimlerimiz de arttı. Bugün Türkiye’de 4 milyar adet fide, 138.2 milyon adet fidan, 1,5 milyar adet süs bitkisi üretilmektedir. Bu rakamlar 10 yıl öncesiyle kıyaslandığında fide üretiminde %300, fidan üretiminde %50 artış demektir” şeklinde rakamlarla açıkladı.

Sözlerine, 2023 yılı için bir milyon tonluk sertifikalı tohum üretimini hedeflediklerini ilave etdi. Türkiye’nin tohum ithalatından vazgeçse bile kendine yeterli bir tarımsal ürün arzını rahatlıkla sağlayacak konumda olduğunu belirtden Başkan Kamil Yılmaz “2004 yılında 35 milyon dolarlık bir ihracat yapıyorduk, 2015 yılında bu rakam 115 milyon dolar oldu. 2016 yılına baktığımız zaman ihracatımızın 153.5 milyon dolara çıktığını görüyoruz. Bu miktar 2004 yılına göre % 436,  2015 yılına göre % 49.4 oranlarında artış anlamına geliyor.  Tohumculuk sektörü içinde değerlendirilen süs bitkileri ve fidan ihracatının da eklenmesiyle geçen yıl 202 milyon dolar olan ihracat 262 milyon dolara çıkmıştır.


Tohum ithalatımız ise miktarda 2016 yılında bir önceki yıla göre % 13 düşmüş, değerde ise 202 milyon dolarla aynı kalmıştır. İhracatın, ithalatı karşılama oranı % 89’a ulaşmıştır. Türkiye tohumculuk sektörü bugün 70’ten fazla ülkeye tohum ihraç etmektedir. Ticaret hacmi olarak dünyada 10. Sırada olan ülkemizin hedefi ilk 5’te yer almaktır.”dedi

Yerel tohumların kullanımıyla ilgili Çiftçimiz kendi ürününden elde ettiği tohumları kullanabilir, mübadele edebilir. hiçbir zaman yasaklanma getirilmediğinin altın çizdi.
“Türkiye Tohumcular Birliği olarak Tohumun İzinde isimli sosyal sorumluluk projemiz ile içinde yerel tohumlarda olmak üzere tüm yerel çeşitlerin korunması, toplanması ve değerlendirilmesi için gelen projelere maddi destek sağlıyoruz. Başta çocuklarımız olmak üzere toplumumuzun tüm kesimlerine tohumun önemini ve gelecekteki rolünü anlatan çalışmalar yapıyoruz. Projemiz ile aynı zamanda biyokaçakçılık ile mücadele ediyoruz. Ayrıca bir yandan Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yerel çeşitlerin üretimlerinin devamının sağlanması amacıyla tarımsal özelliklerinin tanımlanması ve genetik kaynak olarak kaydedilmesi çalışmaları devam ederken diğer yandan tohumlarımız Ankara ve İzmir’deki gen bankalarımızda korunmaktadır.”bilgilerini verdi.

EGD Ekonomi Gazeteciler Derneği Başkanı Celal Toprak’ın sorusu üzerine Yılmaz şu açıklamalarda bulundu; “Ülkemizde GDO’lu tohum üretimi yoktur, ithalatı da yasaktır, bu konu Biyogüvenlik Yasası” kapsamında çok sıkı denetim altındadır.”  Başkan Yılmaz açıklamalarına devam ederek  “Ancak ne kadar uğraşsak dahi GDO kadar gündemden düşüremediğimiz bir konu daha var. Ne yazık ki Hibrit (melez) tohumlarla üretilen ürünlerin sağlığa zararlı olduğu, kısırlık yaptığı zaman zaman gündeme geliyor.


Hibrit tohumların sağlığa zararlı olduğunu net bir şekilde ispatlayan bilimsel bir kanıt yoktur. Çünkü hibrit tohum üretimi doğal bir yöntemdir. Hele GDO ve GDO teknolojileri ile uzaktan yakından ilgisi yoktur.” Dedi.

Mısır örneğiyle “2016 yılında mısır rekoltesi 6.5 milyon ton olarak gerçekleşti. Atadan veya köy çeşitlerini kullandığımızda verim düşeceğinden rekolte yaklaşık 1.5-2.0 milyon  ton olacaktır. Aradaki farkı biz yurt dışından, özellikle ABD, Arjantin, Brezilya gibi ülkelerden ithal edilecektir. Bu ülkelerde üretimin tamamına yakını  GDO’lu mısır tohumluğundan yapıldığıdır.”diyerek toplantıyı sonlandırdı.

yilmazparlar@yahoo.com


15.5.17

GASTRONOMİ TURİZMİ DERNEĞİ VE KALDER ’İN GELİŞTİRDİĞİ MODEL-YILMAZ PARLAR


PARLAR MEDYA  
GTD VE KalDer’İN GELİŞTİRDİĞİ MODEL İLE GASTRONOMİ DÜNYASININ YILDIZLARI BELİRLENECEK

GASTRONOMİ TURİZMİ DERNEĞİ (GTD) VE TÜRKİYE KALİTE DERNEĞİ (KalDer) ÜLKEMİZİN GASTRONOMİK DEĞERLERİNİ ORTAYA ÇIKARMAK, TURİZM SEKTÖRÜNÜN ÇEŞİTLENMESİNE KATKIDA BULUNMAK AMACIYLA GÜÇLERİNİ BİRLEŞTİRDİ.

GTD VE KalDer’İN GELİŞTİRDİĞİ MODEL İLE GASTRONOMİ DÜNYASININ YILDIZLARI BELİRLENECEK.


Ülkemizin gastronomik haritasını çıkarmak, yaşatılan ve unutulmaya yüz tutmuş tatlarını saptamak, turizm çeşitlenmesine katkıda bulunmak amacıyla kurulan Türkiye Gastronomi Turizmi Derneği (GTD) gücünü ülkemizin en saygın ve prestijli sivil toplum kuruluşlarından Türkiye Kalite Derneği (KalDer) ile birleştirdi.


İki dernek, ülkemizdeki lezzet duraklarının yeterlilik sınıflandırmasını birlikte yaparak, gastronomi turizminin ve paydaşlarının kalite ve mükemmelliğe erişimi için birlikte çalışacak. GTD, sürece dahil olan firmaları KalDer ile birlikte geliştirdiği modelle değerlendirip sertifikalandıracak. Teknik ve lezzet olmak üzere iki ayrı başlık altında gerçekleştirilecek değerlendirmelerde, lezzet değerlendirmesini yapacak uzmanlar Uluslararası Servis ve Lezzet Akademisi (USLA) tarafından eğitilecekler.


Hedef; birleştirici ve geliştirici anlayışa sahip, güçlü bir GT Belgesi ağı ile Türkiye'nin mevcut gastronomik zenginliğine tüm dünyadaki gastro turislerin dikkatini çekmek.

Turizm sektörü açısından önemli bir katma değer yaratacağına inanılan işbirliğinin tanıtımı bugün Feriye Palace’da düzenlenen basın toplantısıyla kamuoyuna duyuruldu. Toplantıya Gastronomi Turizmi Derneği (GTD) Başkanı Gürkan Boztepe, Türkiye Kalite Derneği (KalDer) Yönetim Kurulu Başkanı Buket Eminoğlu Pilavcı, KalDer Genel Sekreteri Semih Ersun, GTD Başkan Yardımcısı Ömer Kartin, Koraltan Saygın ile çok sayıda basın mensubu ve davetli katıldı.


GTD: TURİZM İÇİN ‘CAN SUYU’ OLABİLİR

Türk Mutfağını dünyaya tanıtmak ve restoranlarımızın standartlarını belirlemek amacı ile kurulan Gastronomi Turizmi Derneği (GTD) Başkanı Gürkan Boztepe, sözkonusu işbirliğinin son zamanlarda sancılı bir dönemden geçen turizm sektörü için ‘can suyu’ niteliğinde olacağını ifade etti. Anadolu’nun konumu ve zengin tarihinin bu çeşitlendirme için son derece elverişli olduğunu söyledi. Gastronomi Turizmi’nin de sağlık, kongre, kültür, kaplıca gibi ayrı turizm çeşidi olduğunu dile getiren Boztepe, "Ancak, gastronomi öğeleri itibariyle çok yoğun ve nish bir alan. Otelleri, acenteleri, turist rehberleri, restaurantları ile her kesimin bu kazanım için birlikte mücadele sarfetmesi gerekiyor. Eğer bu başarılırsa ülkenin gastronomik anlamda algısı yaratılabilir, örneğin İspanya gibi" dedi.



Kurum / kuruluşların mükemmelle ulaşmalarında önemli bir rehber olan KalDer ile işbirliğinin sektördeki kalite algısını farklı noktaya taşıyacağını bu sebeple bu entegrasyonu çok önemsediklerini kaydeden Boztepe, "Lezzet dünyasının yıldızlarını KalDer ile ölçümleyerek, denetleyerek öne çıkaracağız. Bu durum sektör oyuncularını sistematik olarak başka bir noktaya taşıyacaktır ve diğer pek çok firmayı kalite anlamında tetikleyecektir. Amacımız sektörde standartları belirlemek, iyileşme sağlamak ve birleştirici olmak."

KalDer: KALİTE TESADÜF OLAMAZ


Yaşamın her alanında kaliteyi, mükemmelliği hedef alan bir sivil toplum kuruluşu olarak Anadolu topraklarının bereketine hep zaman inandıklarını ifade eden KalDer Yönetim Kurulu Başkanı Buket Eminoğlu Pilavcı, kalitenin tesadüf olmadığını, mükemmelliğe giden yolda eğitimin öncelikli bir konu olduğunu söyledi. Mükemmelle ulaşmak isteyenler için her zaman bir rehber, öncü model olan KalDer’in bundan böyle gastronomi turizminin paydaşlarının da gelişimine katkı sağlayacağını dile getiren Buket Eminoğlu Pilavcı, şöyle konuştu: "İnsanların seyahat özgürlüğü geliştikçe turizm hareketliliği artıyor. Bugüne kadar alışkın olduğumuz kum-deniz-güneş, kültür, din turizmi gibi öğeler tüm dünyada hızla çeşitleniyor. Alışılagelmişin dışında yerler keşfedip tatlar denemek isteyen ve yerel öğelerin değerine inanan seyahat severler, gezilerini gastronomi haritasına göre planlamaya çoktan başladı. Gastronomi Turizmi geniş etkinlik kapsamı, farkındalık yaratan etkisi, bulunduğu yerin kalkınmasına, imajına ciddi katkılar sağlaması nedeniyle gelecek vadeden bir alan olarak karşımıza çıkıyor. Ülkemizde yeni telaffuz edilmesine karşın dünyada İtalya, İspanya gibi birçok ülke bu alandan ciddi katma değer elde ediyor. Türkiye, turizmdeki mevcut potansiyelini çok daha niş bir alana taşıyacak olan bu rekabet avantajını kullanmalı. Yaşamın her alanında kaliteyi, mükemmelliği hedef alan bir sivil toplum kuruluşu olarak bizler Anadolu topraklarının bereketine hep inandık. Geleneksel olarak elde edilen, yapılan, unutulmaya yüz tutan değerlerimizin / lezzetlerimizin tüm dünyanın iştahını kabartacağına, gastronomi turizminin diğer öğelerinin de bunu en kaliteli şekilde destekleyeceğine inancımız tam. Sadece yapmamız gereken ekip ruhunu yakalamak ve çalışmak."

yilmazparlar@yahoo.com