UNDP-Kalkınmayı risklere karşı korunaklı kılmak Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarafından finanse edilen ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) İstanbul’da risk ve dayanıklılık konulu konferans Marriott Şişli Hotelde 23-24 Mart 2017 tarihleri arasında yapıldı. Konferansda Çatışma ve yönetişim; iklim ve felaketler; ekonomik şoklar ve sosyal koruma; ve riskin yönetilmesinde özel sektörün rolü gibi konular yer aldı. Konferansta ayrıca dünyada artan siyasi ve ekonomik belirsizlik incelenecek ve dünya genelinde dayanıklılığın artırılması için toplu eylemin nasıl teşvik edileceği konuşuldu. Türkiye’nin 2015 İnsani Gelişme Endeksi (İGE) değeri 0.767 olduğu. 188 ülke ve bölge arasında 71. olduğu Avrupa ve Orta Asya ülkeleri ile kıyaslama Yapıldığında ve Eşitsizlik hesaba katıldığında Türkiye’nin İGE değeri %15,8’lik bir kayba uğradığı, İnsani Gelişme Raporlarlarında dışlanmışların yaşadığı yoksunlukların nitelik ve nedenlerinin tespit edilmesinin kendi başına yeterli olmadığını ileri sürerken, ulusal politikaların küresel düzeyde atılacak adımlar ile tamamlanması gerektiğine de işaret ediyor. İGR, evrensellik ilkesini paylaşarak ve aşırı yoksulluğun ortadan kaldırılması, açlığın sona erdirilmesi ve sürdürülebilirlik konusunun vurgulanması gibi temel alanlara yoğunlaşmak suretiyle 2030 Gündemi’ni tamamlıyor. İnsani gelişme, sadece ekonomilerin zenginliğinin değil, insan hayatlarının zenginliğinin de artırılmasına odaklanan bir kavram. İstanbul’da risk ve dayanıklılık konulu konferansta Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Başkanı Helen Clark “Sürdürülebilir Kalkınma için 2030 Gündemi’nin başarılması için tüm kalkınma sektörleri ve girişimlerini risklere karşı korunaklı kılmak gerekiyor” dedi. Clark, “Değişkenliğin giderek yeni norm olduğunu görüyoruz. İnsani ve sürdürülebilir bir kalkınmanın bileşenleri olan barış ve istikrarı, ekonomik dengeyi ya da doğanın bizlere sunduğu hizmetleri asla sürekli garantilemiş olduğumuzu varsayamayız. UNDP olarak kalkınma eğer risklere hazırlıklı değilse bunun sürdürülebilir olamayacağına inanıyoruz.” dedi
İstanbul Kalkınma Diyalogları; iklim değişikliğine dayalı aşırı hava olayları ve doğalafetlerden, çatışmalar ve ekonomik şoklara uzanan alanlarda risklere karşı dayanıklılığı artırmak için politika seçeneklerini ele alacak. Bu yıl üçüncüsü yapılan konferansa, çok sayıda politika yapıcı, kamu görevlisi ve kalkınma uzmanı katıldı. Konuşmacılar arasında T.C. Kalkınma Bakanı Lütfi Elvan, Kırgızistan eski Cumhurbaşkanı Roza Otunbayeva ve UNDP Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) Bölge Direktörü Cihan Sultanoğlu da yer aldı. Günümüzde, insanların %43’ü kalkınma risklerine karşı kırılgan ortamlarda yaşıyor ve 2030 yılı itibarıyla bu oranın %62’ye yükseleceği tahmin ediliyor. Son 20 yılda afetler 1,3 milyon insanın ölümüne neden oldu, 4 milyarı aşkın insanı etkiledi ve küresel ekonomiye en az 2 trilyon ABD Doları civarında zarar verdi. Ancak, 2014 yılında resmi kalkınma yardımlarının yalnız %0,4’ü afet hazırlığına harcandı. Yıllar içinde nispeten yüksek insani gelişme düzeyinden yararlanmış olan Avrupa ve BDT Bölgesi dahi, birtakım şoklara ve krizlere maruz kaldı. Balkanlar’da 2014 ve 2015 yıllarındaki sel felaketleri, Ukrayna’daki şiddet ve Suriye’deki çatışmalardan kaynaklanan mülteci krizinin kalkınma üzerinde önemli etkileri oldu. “Bu Konferans’ta, Afet Riskinin Azaltılması için Sendai Çerçevesi, Paris İklim Antlaşması ve Dünya İnsani Zirvesi dahil olmak üzere, dünyamızda son iki yılda oluşan, dönüm noktası niteliğindeki birtakım çerçeveler ve anlaşmaları enine boyuna değerlendireceğiz” diyen UNDP Avrupa ve BDT Bölge Direktörü Cihan Sultanoğlu “Bunların işler hale getirilmesi ve işletilmesi, SKH’leri uygulamanın temelini teşkil ediyor” diye ekledi. Konferans, dört ana temayı ele aldı. Çatışma ve yönetişim; iklim ve felaketler; ekonomik şoklar ve sosyal koruma; ve riskin yönetilmesinde özel sektörün rolü. Konferansta ayrıca dünyada artan siyasi ve ekonomik belirsizlik incelenecek ve dünya genelinde dayanıklılığın artırılması için toplu eylemin nasıl teşvik edileceği konuşuldu. yilmazparlar@yahoo.com
Gastronomi Turizmi Derneği ile Peru Gecesi Son yıllarda geleneksel mutfak kültürü ve sağlıklı beslenmenin yanında lezzetli ürünleriyle de gastronomik alanda dünyada trend olan Peru mutfağı, dün gece Gastronomi Turizmi Derneği ve Peru Ticari Konsolosluğunun organizasyonu ile Hyatt Regency Vue Lounge Bar’da meraklıları ile buluştu.
23 Mart akşamı gerçekleşen, chef Lars Windfuhr ve perulu chef Bruno Santa Cruz’un seçimi geleneksel peru yemeklerinin tanıtıldığı kokteylde Cruz’un şovu ziyaretçilerden tam not aldı.
Gastronomi Turizmi Derneği Başkan Yardımcısı Ömer Kartın’ın Peru mutfağının neden bu kadar popülerleştiğini anlattığı gecede “Süper Peru Foods” ürünleri tanıtıldı. Sağlıklı yaşam furyasının temel taşlarından sayılan “Süper Peru Foods”, kinoa, mango, maça, mor mısır gibi Andean ürünlerini içeriyor. Peru müziği eşliğinde konukların keyifli vakit geçirdiği gecede, Gastronomi Turizmi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Gürkan Boztepe gastronomi turizminin önemine vurgu yaptı.
Gastronomi Turizmi Derneği üyeleri, PeruKonsoslu Jak Hayim, Peru Ticari Konsolosu Fernando Alberada, Türkiye Aşçılar ve Şefler Federasyonu Derneği Başkanı Yalçın Manav, Sirha Türkiye Direktörü Abel Villemin, Eski Turizm Bakanı Bülent Akarcalı,OTSAD(Ortadoğu Seyahat Acentelri Derneği) başkanı Hüseyin Kırk,TURES (Tüm Restoran ve Tedarikçler Derneği)Başkanı Ramazan Bingöl,Sanatçı Nil Ünal, şef Rudolf Van Nunen, Gastronomi ve Turizm basını ve popüler yemek ve gezi bloggerlarının da yer aldığı gecede Peru Ticari Konsolosu Fernando Alberada PeruHükümeti sırayla yemek sunumları yaptı.
Dünyanın yeni foodie trendi peru mutfağının özel lezzetlerinin tanıtıldığı kokteylde, Gürkan Boztepe, 7 ayda büyük bir büyüme gerçekleştiren GTD’nin türk mutfağını dünyaya tanıtma misyonunun olduğu kadar, Türkiye’de de Peru gibi dünyanın önemli mutfaklarını tanıtmaya devam edeceklerini belirtti.
Chicken anticuchos, grill potato and relish, Cheese and asparagus bruschetta, Maca cake, golden berry jam gibi geleneksel peruyemeklerinin ikram edildiği gecede Gürkan Boztepe Gastronomi Turizmine değerli katkılarından dolayı Fernando Alberada ve chef Bruno Santa Cruz’a plaket hediye etti. yülmazparlar@yahoo.com
Nilüfer Çolak “SANAT DUYGUSAL ONARIMDIR....” Dua Eden Ağaçlar, Dua Eden Balıklar,Teslimiyetle Dönen Semazenler... Teslimiyetle Dönen Semazenleri, Dua Eden Balıkları, Dua Eden Ağaçları, Bilge Baykuşları Pozitif Reel Umutlarla tuvale yansıtan Nilüfer Çolak, Birbirinden farklı boyutta ve tarzdaki eserleriyle hem kolleksiyonerlerin yeni gözdesi, hem de alışılmışın dışında hediye almak isteyenlerinde ilk tercihi.
Reiki çalışmaları sırasında kendini bir tuvalin önünde görmesiyle keşfettiği ve rüyalarıyla da beslediği pozitif enerjisini, sanata dönüştüren Nilüfer Çolak, mutlu renkleri, koşulsuz sevgiyi, yeni başlangıçları, kendini akışa bırakmayı, yeniden başlamayı, büyümeyi, dönüşüme katkıda bulunabilmeyi, gelişmeyi, bereketi ve üretkenliği çiziyor... Halen uluslararası bir şirketin İnsan Kaynakları Departmanında da görevine keyifle devam ediyor....... Anne ve Babanızın vefatından sonra katlanılması zor bir sürecin içindeydiniz. Ve sanat o dönemde, ruhunuzun gıdası oldu... Genelde hayatı pozitif algılayan biri olmama rağmen o dönemde içsel olarak hep “birşeylerin eksik olduğu, yolunda olmadığı” hissim vardı. Kendimi mutsuz hissediyordum ve enerjimi hayata aktaramadığım için seri halinde kazalar geçiriyordum. Biriken enerji bir şekilde kırılarak veya inciterek bedenden çıkıyordu. Hayalimde canlanan tüm olumsuzluklar gerçekleşiyordu. Ne düşünürsem başıma geliyordu ve o zaman anladım kendi enerjimle bu geri dönüşleri yarattığımı. Evrensel Yaşam ve şifa enerjisi olan reiki çalışmalarınızda kendinizi bir tuvalin önünde görmenizle, gizli kalmış yeteneğinizi buldunuz... Ve ardından rüyalarınızla ilerlediniz...Ve özel çalışmalarınızda Reiki’den ve rüyalarınızdan halen destek alıyormusunuz? Reiki’ye ilk uyumlandırğımdan beri neredeyse 20 yıl oldu. Ve bu süre içerisinde içimdeki şifayı unuttuğum, aklımda, ruhumdan Reiki’nin geçmediği tek bir an bile olmadı. Bu bir tür “Reiki” olmak, yani evrensel yaşam ve şifanın kendisi olmak gibi birşey. Benim nefesim.
Her resmimi şifaya niyetlenerek yapmaya başlıyorum. “Kalbimi Reiki’ye açıyorum, enerji dönüşerek akıyor ve beni iyileştiriyor, bu resme bakan herkesin içindeki şifayı kendisine yansıtması ve iyileştirmesi, içindeki sevgiyi yansıtması niyetiyle” diye başlıyorum.
Resimlerimin içinde Reiki sembollerini nadiren kullanıyorum. Eğer birine özel bir resim yapıyorsam ve hangi konuda ruhsal desteğe ihtiyacı olduğunu biliyorsam bu konuda rehberlik istiyorum ve ona özel semboller geliyor. Formları aynı gibi görünsede yüzlerce resim yapmama rağmen birbiriyle aynı olan iki resmim yok. Bir mektup yazar gibi başlıyorum. Her resim bir hikaye, bir senaryo bana göre. Sonuçta, hayatı algılayış şeklim olarak her film mutlu sonla bitsin istiyorum ve bu nedenle koşulsuz severek yapıyorum resimleri, bunun pozitif yansıdığına inancım sonsuz. Kalpten sevgiyle akan enerjinin dönüştürmemesi mümkündeğil.
Çok ilgi gören çalışmalarınıza, Şifalı Tablolar denebilir mi?... Özelikle birini düşünerek ve ona şifa vererek yaptığım resimlere aldığım olumlu tepkiler ve etkiler inanılmaz güzel ve zaman zaman şüpheyle sorgulasam da enerjinin gerekli olan yere ulaştığını görüyorum. Benim çalışmalarım sevgi yoluyla gerçekleşiyor bu nedenle hayatın anlamının sevgiyi koşulsuzca her şeye aktarmak gerektiğine inanıyorum. Tüm çalışmalarımın özünde sevgi var, aşkvar, kabullenme ve bütünlük var. Bazı sembolleri bir süre sonra yapmıyorum çünkü misyonunu tamamlamış oluyor ve yerini yeni sembollere bırakıyor. Düşünsel olarak istesem de bir resmin aynısını yapamıyorum. Alışılmış dışı bir tarzınız var.Siz kendinizinasıl tanımlıyorsunuz? Hergün teşekkür ediyorum, şükrediyorum. Tarifi anlatılmaz bir armağanı bana Yüce Rabbimin. Benim gibi tamamen sembollerden oluşan resimler olmadığını gördüm şu ana kadar. Sanat eleştirmenleri, art dealer’lar bu tarsi çok uniqe buluyorlar. Benim için “meditative tarz” Şu anda hala yaptığım tarzın nasıl adlandırıldığını bilmiyorum. Bu benim enerjimin sembollerle forma dönüşmesi, Cenabı Allah tarafından verilen bir yetenek olduğunu düşünüyorum. Herkesin özünde farklı bir yetenek farklı bir güzellik vardır mutlaka. Ve bir şekilde forma dönüşüyor, dönüşmediği durumlarda insanlar kendilerini mutsuz, yorgun, tükenmiş ve depresif hissediyorlar. Enerjimi hayata aktarmama bir aracı olduğu için buruhsal farkındalığımın yani sanatımın artarak devam etmesini diliyorum. Çünkü bu olumlu dönüşüm sadece resimlerime değil, işime, aileme ve arkadaşlarıma da aynıtempoda yansıyor. Sanat çok emek ve zaman ister... Daha çokilgi uyandırmak için de farklı olmak gerekir. .. "Sanatçı, sanatçıdan etkilenir mutlaka" denir...Etkilendiğiniz veya örnek aldığınız sanatçılar var mı? En çok beğendiğiniz Türksanatçılar kimler, neden? Mutlu resimlere bakmayı seviyorum. Enerjisini yansıtan, bulunduğu yeri aydınlatan, bakıldığında “bunu yapan ..’dır “ dedirten, tarzı imzası olan resimler çekmiştir beni hep. Gustav Klimt’in eserlerine hayranım. Derinliğiyle beni içine çeken Adnan Çok ereserlerine bakmaya doyamam. Abidin Dino, Fikret Mualla, Avni Arbaş, Devrim Erbil eserleri bana ilham verir. Sanat fuarlarını ve galerileri takip etmeye gayret ediyorum. Ergin İnan, Alaattin Aksoy, Selim Cebeci, Ertuğrul Ateş, Bayram Gümüş, Jale Yılmabaşar ve İsmail Acar gibi daha bir çok kıymetli sanatçısının çalışmalarını takip ederim. info@parlarmedya.com
SKAL “Turizmden Vazgeçemeyiz” Başkanlığını Emirates Havayolları Türkiye Genel Müdürü Bahar Birinci'nin yaptığı, seyahat ve turizm sektörünün tüm aktörlerin bulunduğu uluslararası örgüt SKAL’ın İstanbul Klübü, aylık toplantısını 22 mart 2017 Çarşamba günü Fairmont Quasar Hotelde gerçekleştirdi.
Türkiye'nin daha önce patlayan sektörü, Rusya ile siyasi gerginlik, bir dizi terörist saldırılar nedeniyle ve iç siyasi kargaşanın ardından ağır darbe alan turizmin yakın tarihdeki geçirdiği olumsuzluklarına rağmen, SKAL’ın İstanbul Klübü üyeleri “Turizmden Vazgeçemeyiz” vurgusuyla umutlarını çalışmalarına yönlendirdiğini gözlemleme fırsatı bulduk.
İstanbul SKAL Klübü Başkanı Bahar Birinci Yönetim kurul üyeleri ; As Başkan Ata Eremsoy, Genel Sekreter Ayşe Önen, Elif Balcı Fisunoğlu, Selma Tatar, Dr. Özen Kırant Yozcu ve Dünya SKAL Eski Başkanı -TMD Başkanı Hülya Aslantaş’ı, yanına alarak “SKAL Toast” ritüel ile toplantıyı açtı. Yönetim kurul üyesi -Genel Sekreter Ayşe Önen sunuculuğu üstlenerek gündemi sundu. Toplantıda, geçtiğimiz ayın yönetim çalışmalarını bildiren Başkan Bahar Birinci önümüzdeki çalışma programları hakkında bilgiler verdi. Üyelerin turizm sohbetine imkan vermek adına konuşmaları gündemi kısa tutdu. Turizmde hayata geçirecekleri, kalite üzerine yoğunlaşan yaratıcı projelerine ilham olması nedeniyle, İstanbul Klübü üyelerine başarı hikayeleri ve önemli duyurularını paylaşabileceklerini ilan ederek, 2017 parlak turizm umutlara ışık tutdu. Toplantıya ev sahipliği yapan Fairmont Quasar İstanbul Genel Müdürü Kai Winkler’e teşekkür ifadesi için kitab hediye etdi.
Toplantı öncesi, esnasında ve sonrasında gerek üyeler gerek Başkan Bahar Birinci, yönetim kurul üyesi Dr. Özen Kırant Yozcu ve Genel Sekreter Ayşe Önen ile yaptığımız söyleşilerde; Ekonominin önemli bir bileşeni olan turizm ve önemli miktarda döviz kazancı olan Turist, bir darbe aldı. Ama Türkiye'nin turizmden vazgeçmesi imkansız. Sektörün en önemli önceliği güvenlik olduğunu vurguladılar. “Turizmde hedef seçerken bir turist için aranan ilk şey barış ve güvenlik. Ancak o zaman hizmet kalitesini ve fiyatını araştırıyorlar.”
2014 yılındaki en yüksek noktasına, GSYİH'nın yüzde 3.7'sine eşdeğer gelir getiren toplam istihdamın yüzde 2.3'ü ya da 600.000 iş üreten Türkiye 2000 yılında 10.5 milyon ziyaretten 42 milyon yabancı turisti cezbetmiş ve dünyadaki en popüler 6. turistik yer olmasına karşın, Türkiye'nin Kasım 2015'te Rus savaş uçağını düşürmesi üzerine diplomatik saldırılar sonrasında turizmin durması, Terörist saldırılardaki belirsizlikle birlikte Avrupalı turist sayısının yüzde 30'tan daha azına neden olması, sayının, 2015 yılında yaklaşık 36 milyona gerilemesi ve bölgesel belirsizlikler, turizmin GSYİH'nın yüzde beşini oluşturduğu ve iş gücünün yaklaşık yüzde sekizini temsil ettiği ülke için büyük bir endişe kaynağı olduğunu dile getirdiler. Ülkeye, 2015'te bile 31milyar dolardan fazla döviz kazandıran sektörün, 2016 yılları Türk turizminde kaybolan bir yıl olduğunun ve Yakın tarihli IMF araştırmasına göre, azalan ziyaretçi sayısı, 2016 yılında ülkenin büyümesinden yaklaşık yüzde bir GSYİH puanı eksilerek sektörlere zarar verdiğinin altını bir kere daha çizdiler. . Ekonomik kriz nedeniyle, 2017 yılının ilk haftasında rekor seviyelere gerileyen ABD doları bazında 3.60 civarında işlem gören Türk lirasının, analistler tarafından önümüzdeki aylarda daha da zayıflaması, beklenen zayıf para biriminin ekonomik olarak faydalı olmasına rağmen - Ülkeyi ziyaret etmeye, yatırım yapmaya ve Ülkenin ihracatına yardım etmeyi kolaylaştırması beklenirken, güven belirsizliğiyle düşüşe geçen turizm yanı sıra ekonominin diğer sektörlerinide etkilemesi, uzun süreli etkilere sahip olması, toparlanmanın yavaş olacağını göstertiğini vurguladılar.
Hükümet tarafından turizm gelirlerini artırmak, 50 milyar dolarlık bir ölçüye ulaşmak ve 8 milyondan fazla turist çekmek için ilan edilmesi, “Komşunuzu alın ve gelin" sloganıyla yabancı ülkelerde yaşayan Türk vatandaşlarını, aynı zamanda yabancı komşularını, Türkiye'ye tatile çağırarak Türkiye'yi dünyadaki aranılan yerlerden biri haline getirme arzusunu sorduğumuzda, SKAL olarak “Turizmden Vazgeçemeyiz” Ülke adına payımıza düşenin, elimizden gelenin en iyisini yapmaya devam edeceğiz cevabını alıyoruz. Toplantı emeği geçen otel personelin sahneye alınarak, alkış takdir ve teşekkürü ile son buldu. Yeni turizm umutların filizlendiği, yeni otel ilgili personel tarafından üyelere gezdirildi. yilmazparlar@yahoo.com