13.7.16

40. UNESCO Dünya Miras Komitesi zirvesi-Yılmaz Parlar


PARLAR MEDYA  
40. UNESCO Dünya Miras Komitesi zirvesi


40. UNESCO

İstanbul Kongre Merkezi’nde gerçekleşen 20 Temmuz’a 2016 tarihine kadar sürecek olan tartışmalarıda beraberinde getiren 40. UNESCO Dünya Miras Komitesi zirvesi, panellerle devam ediyor.
UNESCO Neden İstanbul’da ? Etkin mi? Neyi Koruyor ? Kuruluş yıllarından bu günlere kadar yapılan sözleşmeler, anlaşmalar yürürlüğünde varlık gösteriyor mu ?
UNESCO Dünya Miras 40. Oturumu'nda Dünya Mirasının Korunmasına Dair İstanbul Bildirgesinin kabul görmesinden sonra delegeler çalışmalarına başladı.
Toplumların kökenlerini geçmişe bağlama gerek somut gerekse somut olmayan kültürel miras kavramları yerleşmiş olmakla birlikte, bunların korunması, gelecek nesillere aktarılması, yönetimi konularında hâlen tartışmalar devam etmektedir.
TMMOB -Türkiye Mimar Mühendisleri Odalar Birliği- Çevre Mühendisleri Odası bildiri yayınlayarak, kırkbeşe yakın çağrıcı kurumlar ile karşı oturum düzenleniyor.
Gerekçenin özeti; “Doğal ve kültürel varlıklar listelere alınarak, tahrip edilmeleri görmezden gelinerek yakılıp yıkılmalarını sağlayanlarla birlikte korunamaz.
Dünya Mirası Listesi’ndeki Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri’nin oluşturduğu kültürel peyzaj içinde ve etki alanında bulunan başta Kurşunlu Camii, Dört Ayaklı Minare, kiliseler ve yüzlerce yıllık yaşam alanlarının yer aldığı Sur İlçesi’nin, savaşla yıkılıp yok edilmesinden söz edilmeyecek. Sermayenin kar hırsını tatmin için yapılan barajın suları altında kalacak olan binlerce yıllık yerleşim ve arkeolojik sit alanı Hasankeyf ise listede olmadığı için gündeme bile alınmayacak.
Hükümetlerin finansı ile varlığını sürdüren, savaşlar yaşanırken, yıkımlar ve tahribatlar olurken sessizliğini koruyan ve kayıtsız kalan UNESCO; İstanbul'un 8500 yıllık tarihine ait bilgilere ulaştığımız Yenikapı'da, 1 milyon metrekare deniz alanının doldurulmasına göz yuman ve tarihi görmezden gelen İstanbul’daki talandan sorumlu yerel yöneticiyi, İBB Başkanı’nı, “kültürel mirasın korunması konusundaki şahsi katkıları için” madalya ile onurlandırdı.
UNESCO’nun, kültür ve doğal varlıklara ilişkin “ortak miras”, “tarafsızlık” ve “koruma” söylemlerine güvenmiyoruz.
Bizler yaşadığımız alanlardaki kültürel dokuların hükümetler ve onların oluşturduğu kurumlarla değil; bizzat yerinde, halklarla birlikte korunabileceğini, böylece miras olarak gelecek nesillere taşınabileceğini düşünüyoruz. Yaşamı, tarihi ve kültürel belleği korumak isteyen herkesi, tüm kurumları; savaşlara, sermaye saldırılarına, bunları yürüten hükümetlere ve onları aklayan UNESCO benzeri oluşumlara karşı koyacak dayanışmayı örmeye, soyut söylemler yerine doğal, tarihi ve kültürel varlıkları nasıl koruyacağımızı birlikte tartışmaya davet ediyoruz.”Şeklinde

Panellere gelelim;

UNESCO Dünya Mirası Koruma Merkezi Direktör Mechtild Rössler ve 40.Dünya Miras Komitesi Başkanı Büyükelçi Lale Ülker ile UNESCO Genel Direktör Yardımcısı Francesco Bandarin’in katılımıyla yapılan toplantıda George Papagiannis moderatörlüğü üstlendi.

Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı’nı katıldığı, Türkiye Daimi Temsilcisi Büyükelçi Hüseyin Avni Botsalı^nın moderatörlüğünü yaptığı UNESCO Genel Direktör Yardımcısı Francesco Bandarin, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü Genel Müdür Yardımcısı Dr.Zülküf Yılmaz, Koç Üniversitesinden Prof. Dr. Christina Luke’nın katıldığı panelde önemli mesajlar verildi.

Panelde konuşulan bazı bölümler özeti;
Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı “DAEŞ’in Suriye’de Kaçak kazılar ve kültür varlığı kaçakçılığı vasıtayla kendisine finansman sağladığı ve bu konularda Türkiye’nin etkisiz kaldığı şeklinde iddialar haksız ve çirkindir. Kendi kültür varlıklarımız için nasıl bir hassasiyet taşıyorsak, Suriye’nin, Irak’ın ve komşu ülkelerin kültür varlıkları ve onların sağlıklı muhafazası için aynı hassasiyeti taşıyoruz. Suriye'de de PKK terör örgütünün kültür varlıklarına verdiği zararın boyutlarını bugün hepimiz Diyarbakır'da da Nusaybin'de de görüyoruz. Diyarbakır Sur içi ve Hevsel Bahçeleri'nin UNESCO Kültür Mirası'na dahil edilmesi hükümetimizin girişimiyle gerçekleşmiştir. Bugün de gerek Diyarbakır'da gerek başka yerlerde tarihi eserlere verilen zararın onarılması, giderilmesi için Türkiye sözleşmedeki kuralları ve yönlendirmeleri uygulayarak elinden geleni yapıyor ve yapacak. Buradaki tahribatın, verilen zararların sorumlusunun, bölgede sadece insan canına değil, kültürel değerlere saldıran PKK terör örgütü olduğunu bir kere daha vurgulamak istiyorum. Bununla mücadele her alanda olduğu gibi bu alanda sürüyor, sürecek."  Suriye acil durum kırmızı listesini ilgili paydaşlara dağıttık, Türkçeye çevirdik. Türkiye’deki müzelere, koleksiyonculara, emniyet müdürlüklerimize ulaştırdık. ÜKOM’un hazırladığı kırmızı listedeki kültür varlıklarının yasa dışı ticaretini engellemek üzere tedbirlerimiz aldık. Bu kırmızı listede örnek olarak gösterilen kültür varlıkları farkındalık oluşturmaya yöneliktir. Bunlar kaçırılmış olan eserler değildir, sadece Suriye ve Irak’taki eserlere örnek olmaları ve şüpheli durumlarda kıyas yapılabilmesi için hazırlanmış görsellerdir. Ne yazık ki yaşanan terör olayları ve çatışmalar özellikle bölgemizde hoyratça kültürel mirasa zarar veriyor. Türkiye’nin bu alandaki merkezi konumu, dünya mirasına, insanımıza, bölgemize karşı sorumluluğumuzu daha da arttırıyor ”
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı kadir-topbas Topbaş “2015 Nisan ayında UNESCO’nun kuruluşunun 70. yılı münasebetiyle Paris’te merkezi ziyaret ettik. Orada bize bir plaket verildi. Yaptığımız çalışmalarla ilgili başarılarımız övüldü. Birileri bizleri farlı değerlendirdi. UNESCO’ya İstanbul’la ilgili şikayetlerde bulundular. Biz elimizde ne varsa geleceği taşımaya hassasiyet gösteriyoruz. Yine bize onur madalyası verildi. İstanbul’daki metro çalışmaları sırasında Yenikapı’da Arkeolojik kazı alanı olarak belirlediğimiz yerde, Arkeolojik bir müze yapıyoruz. Projeler yapıldı. Bir müze haline getiriyoruz”
UNESCO Dünya Mirası Koruma Merkezi Direktör Mechtild Rössler “Ani Harabeleri'nin adaylık listesinin içerisinde yer alıyor. Komite bu bölgeyle ilgili bir karar verecek. Dünya Kültürel Mirası Sözleşmesinin ruhunda iş birliği yatmaktadır. Bu nedenle de daha sonraki aşamalarda neler yapılacağını göreceğiz ama komitenin kararına bağlı her şey."
40.Dünya Miras Komitesi Başkanı Büyükelçi Lale Ülker " 2015 yılı sonunda terör örgütü tarafından başlatılan saldırılar neticesinde alanda yer alan kültür varlıklarında hasar meydana gelmiştir. Alanın durumu o tarihten bu yana UNESCO ile iş birliği halinde 1972 tarihli UNESCO Kültürel ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesi ve buna bağlı rehber ilkeler uyarınca yetkili makamlarımızca ele alınmıştır. Alanda kamu düzeninin tesisi amacıyla terörist örgüte karşı güvenlik güçleri tarafından operasyon yürütülmüştür. UNESCO' ya süreç boyunca konuya son derece hassasiyetle yaklaştığımız, alanın hiçbir şekilde zarar görmesini istemeyeceğimiz, konunun ilgili kurumlarımızca ciddiyetle takip edildiği yönünde bilgi verilmiştir. Bu çerçevede Kültür ve Turizm Bakanlığının 60 uzmanı alanda inceleme yapmış, hasar tespitinde bulunmuş ve ön raporlar UNESCO Sekreteryası, Dünya Miras Merkezi ile paylaşılmıştır. Bizim için kültürel miras tüm insanlığa ait evrensel mirasın bütünüdür. Bu anlayış ve koruma bilincine sahip olduğumuz için 2013'te rekor düzeyle oyla Dünya Miras Komitesine seçildik. Geçtiğimiz yıl Bonn'da yapılan toplantıda da Dünya Miras Komitesinin dönem başkanlığını devraldık ve bugün burada Dünya Miras Komitesinin 40. toplantısını yapıyoruz. Türkiye, 1972 tarihli UNESCO Kültürel ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesinin hükümlerine müdriktir. Sözleşmeye her taraf devlete olduğu gibiTürkiye'ye de miras alanlarını koruma yükümlülüğü verdiğini biliyoruz. Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peysajı isimli alanımızın sözleşme ruhuna uygun ve UNESCO ile işbirliği içinde korunması ve gereken mekanların rehabilite edilmesi için elimizden geleni yapmaktayız. Zaten Dünya Miras Komitesine ev sahipliği yapan Türkiye'den de bunun dışında bir şeyin beklenmemesi gerekir."
Kültürel mirasın korunması, Ülkemiz, hem somut hem de somut olmayan kültürel miras açısından zenginliğiyle dünyanın sayılı ülkeleri arasındadır..Kültürel mirasın korunmasında gerçekleşebilecek en büyük adım Toplumsal bilincin yükselmesi, entelektüel seviyenin artması

Kültürel mirasa karşı, temelde iki farklı yaklaşım  “evrensel yaklaşım” Buna göre, kültürel miras tüm insanlığın ortak geçmişidir ve bu nedenle ülke sınırlarını aşan bir öneme sahiptir.  Bunlar eski eserlerin, kültürel miras ürünlerinin alınıp satılmasını destekleyen bakış açısı sahiptir.

İkinci yaklaşım “milliyetçi yaklaşım” kültürel miras ürünleri, öncelikle ele geçtiği ülkeye aittir.  eski eserlerin alınıp satılması ve kullanılması belirli yasalarla sınırlandırılmıştır.

UNESCO ve diğer yazılı belgelerde bahsi geçen kültürel miras kategorileri;  Somut kültürel miras, Taşınır kültürel miras (Heykel, arkeolojik malzeme, tablo, çini vb.), Taşınmaz kültürel miras (anıtlar, arkeolojik sitler kentsel doku vb.), Su altı kültürel mirası, Somut olmayan kültürel miras, ve Doğal mirasdır.


UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Miras Listelerinde ülkemizin 2013 yılı itibarıyla kayıtlı 11 adet mirası vardır; Meddahlık Geleneği, Mevlevi Sema Törenleri,  Âşıklık Geleneği, Karagöz, Nevruz (Azerbaycan, Hindistan, İran, Kırgızistan, Özbekistan ve Pakistan ile ortak olarak, Geleneksel Sohbet Toplantıları (Yaren, Barana, Sıra Geceleri, Alevi-Bektaşi Ritüeli Semah, Kırkpınar Yağlı Güreş Festivali,

Geleneksel Tören keşkeği, Mesir Macunu Festivali, Türk Kahvesi ve Geleneği, Ebru Sanatıdır.

Ülkemizde Dünya Miras Listesi’nde bulunan kültür varlıkları; İstanbul’un tarihi anıtları, Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası (Sivas), Hattuşaş (Çorum), Nemrut Dağı (Adıyaman), Kssanthos-Letoon (Muğla-Antalya), Safranbolu (Karabük), Troia (Çanakkale), Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi , Çatalhöyük (Konya), Bergama Çok Katmanlı Kültürel Peyzaj alanı ( İzmir), Bursa ve Cumalıkızık ; hem kültürel hem de doğal miras olarak ise Göreme Millî Parkı ve Kappadokia (Nevşehir) ve Pamukkale-Hierapolis (Denizli)’dir.

.
Bunlar içinde İstanbul’un Tarihsel anıtları dört bölgeye ayrılmıştır. Sultanahmet Arkeolojik alanı, Bizans dönemi eserleri; Süleymaniye bölgesi, Mimar Sinan ve külliyeyi çeviren ahşap konutlar;
Zeyrek bölgesi, Bizans dönemi manastır alanı ve etrafındaki ahşap mimari doku ve Karasurları Erken Bizans.şeklinde gruplandırılmıştır.
yilmazparlar@yahoo.com

40. UNESCO Dünya Miras Komitesi zirvesi-Yılmaz Parlar


PARLAR MEDYA  
40. UNESCO Dünya Miras Komitesi zirvesi


40. UNESCO 

İstanbul Kongre Merkezi’nde gerçekleşen 20 Temmuz’a 2016 tarihine kadar sürecek olan tartışmalarıda beraberinde getiren 40. UNESCO Dünya Miras Komitesi zirvesi, panellerle devam ediyor.
UNESCO Neden İstanbul’da ? Etkin mi? Neyi Koruyor ? Kuruluş yıllarından bu günlere kadar yapılan sözleşmeler, anlaşmalar yürürlüğünde varlık gösteriyor mu ?
UNESCO Dünya Miras 40. Oturumu'nda Dünya Mirasının Korunmasına Dair İstanbul Bildirgesinin kabul görmesinden sonra delegeler çalışmalarına başladı.
Toplumların kökenlerini geçmişe bağlama gerek somut gerekse somut olmayan kültürel miras kavramları yerleşmiş olmakla birlikte, bunların korunması, gelecek nesillere aktarılması, yönetimi konularında hâlen tartışmalar devam etmektedir.
TMMOB -Türkiye Mimar Mühendisleri Odalar Birliği- Çevre Mühendisleri Odası bildiri yayınlayarak, kırkbeşe yakın çağrıcı kurumlar ile karşı oturum düzenleniyor.
Gerekçenin özeti; “Doğal ve kültürel varlıklar listelere alınarak, tahrip edilmeleri görmezden gelinerek yakılıp yıkılmalarını sağlayanlarla birlikte korunamaz.
Dünya Mirası Listesi’ndeki Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri’nin oluşturduğu kültürel peyzaj içinde ve etki alanında bulunan başta Kurşunlu Camii, Dört Ayaklı Minare, kiliseler ve yüzlerce yıllık yaşam alanlarının yer aldığı Sur İlçesi’nin, savaşla yıkılıp yok edilmesinden söz edilmeyecek. Sermayenin kar hırsını tatmin için yapılan barajın suları altında kalacak olan binlerce yıllık yerleşim ve arkeolojik sit alanı Hasankeyf ise listede olmadığı için gündeme bile alınmayacak.
Hükümetlerin finansı ile varlığını sürdüren, savaşlar yaşanırken, yıkımlar ve tahribatlar olurken sessizliğini koruyan ve kayıtsız kalan UNESCO; İstanbul'un 8500 yıllık tarihine ait bilgilere ulaştığımız Yenikapı'da, 1 milyon metrekare deniz alanının doldurulmasına göz yuman ve tarihi görmezden gelen İstanbul’daki talandan sorumlu yerel yöneticiyi, İBB Başkanı’nı, “kültürel mirasın korunması konusundaki şahsi katkıları için” madalya ile onurlandırdı.
UNESCO’nun, kültür ve doğal varlıklara ilişkin “ortak miras”, “tarafsızlık” ve “koruma” söylemlerine güvenmiyoruz.
Bizler yaşadığımız alanlardaki kültürel dokuların hükümetler ve onların oluşturduğu kurumlarla değil; bizzat yerinde, halklarla birlikte korunabileceğini, böylece miras olarak gelecek nesillere taşınabileceğini düşünüyoruz. Yaşamı, tarihi ve kültürel belleği korumak isteyen herkesi, tüm kurumları; savaşlara, sermaye saldırılarına, bunları yürüten hükümetlere ve onları aklayan UNESCO benzeri oluşumlara karşı koyacak dayanışmayı örmeye, soyut söylemler yerine doğal, tarihi ve kültürel varlıkları nasıl koruyacağımızı birlikte tartışmaya davet ediyoruz.”Şeklinde

Panellere gelelim;

UNESCO Dünya Mirası Koruma Merkezi Direktör Mechtild Rössler ve 40.Dünya Miras Komitesi Başkanı Büyükelçi Lale Ülker ile UNESCO Genel Direktör Yardımcısı Francesco Bandarin’in katılımıyla yapılan toplantıda George Papagiannis moderatörlüğü üstlendi.

Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı’nı katıldığı, Türkiye Daimi Temsilcisi Büyükelçi Hüseyin Avni Botsalı^nın moderatörlüğünü yaptığı UNESCO Genel Direktör Yardımcısı Francesco Bandarin, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü Genel Müdür Yardımcısı Dr.Zülküf Yılmaz, Koç Üniversitesinden Prof. Dr. Christina Luke’nın katıldığı panelde önemli mesajlar verildi.

Panelde konuşulan bazı bölümler özeti;
Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı “DAEŞ’in Suriye’de Kaçak kazılar ve kültür varlığı kaçakçılığı vasıtayla kendisine finansman sağladığı ve bu konularda Türkiye’nin etkisiz kaldığı şeklinde iddialar haksız ve çirkindir. Kendi kültür varlıklarımız için nasıl bir hassasiyet taşıyorsak, Suriye’nin, Irak’ın ve komşu ülkelerin kültür varlıkları ve onların sağlıklı muhafazası için aynı hassasiyeti taşıyoruz. Suriye'de de PKK terör örgütünün kültür varlıklarına verdiği zararın boyutlarını bugün hepimiz Diyarbakır'da da Nusaybin'de de görüyoruz. Diyarbakır Sur içi ve Hevsel Bahçeleri'nin UNESCO Kültür Mirası'na dahil edilmesi hükümetimizin girişimiyle gerçekleşmiştir. Bugün de gerek Diyarbakır'da gerek başka yerlerde tarihi eserlere verilen zararın onarılması, giderilmesi için Türkiye sözleşmedeki kuralları ve yönlendirmeleri uygulayarak elinden geleni yapıyor ve yapacak. Buradaki tahribatın, verilen zararların sorumlusunun, bölgede sadece insan canına değil, kültürel değerlere saldıran PKK terör örgütü olduğunu bir kere daha vurgulamak istiyorum. Bununla mücadele her alanda olduğu gibi bu alanda sürüyor, sürecek."  Suriye acil durum kırmızı listesini ilgili paydaşlara dağıttık, Türkçeye çevirdik. Türkiye’deki müzelere, koleksiyonculara, emniyet müdürlüklerimize ulaştırdık. ÜKOM’un hazırladığı kırmızı listedeki kültür varlıklarının yasa dışı ticaretini engellemek üzere tedbirlerimiz aldık. Bu kırmızı listede örnek olarak gösterilen kültür varlıkları farkındalık oluşturmaya yöneliktir. Bunlar kaçırılmış olan eserler değildir, sadece Suriye ve Irak’taki eserlere örnek olmaları ve şüpheli durumlarda kıyas yapılabilmesi için hazırlanmış görsellerdir. Ne yazık ki yaşanan terör olayları ve çatışmalar özellikle bölgemizde hoyratça kültürel mirasa zarar veriyor. Türkiye’nin bu alandaki merkezi konumu, dünya mirasına, insanımıza, bölgemize karşı sorumluluğumuzu daha da arttırıyor ”
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı kadir-topbas Topbaş “2015 Nisan ayında UNESCO’nun kuruluşunun 70. yılı münasebetiyle Paris’te merkezi ziyaret ettik. Orada bize bir plaket verildi. Yaptığımız çalışmalarla ilgili başarılarımız övüldü. Birileri bizleri farlı değerlendirdi. UNESCO’ya İstanbul’la ilgili şikayetlerde bulundular. Biz elimizde ne varsa geleceği taşımaya hassasiyet gösteriyoruz. Yine bize onur madalyası verildi. İstanbul’daki metro çalışmaları sırasında Yenikapı’da Arkeolojik kazı alanı olarak belirlediğimiz yerde, Arkeolojik bir müze yapıyoruz. Projeler yapıldı. Bir müze haline getiriyoruz”
UNESCO Dünya Mirası Koruma Merkezi Direktör Mechtild Rössler “Ani Harabeleri'nin adaylık listesinin içerisinde yer alıyor. Komite bu bölgeyle ilgili bir karar verecek. Dünya Kültürel Mirası Sözleşmesinin ruhunda iş birliği yatmaktadır. Bu nedenle de daha sonraki aşamalarda neler yapılacağını göreceğiz ama komitenin kararına bağlı her şey."
40.Dünya Miras Komitesi Başkanı Büyükelçi Lale Ülker " 2015 yılı sonunda terör örgütü tarafından başlatılan saldırılar neticesinde alanda yer alan kültür varlıklarında hasar meydana gelmiştir. Alanın durumu o tarihten bu yana UNESCO ile iş birliği halinde 1972 tarihli UNESCO Kültürel ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesi ve buna bağlı rehber ilkeler uyarınca yetkili makamlarımızca ele alınmıştır. Alanda kamu düzeninin tesisi amacıyla terörist örgüte karşı güvenlik güçleri tarafından operasyon yürütülmüştür. UNESCO' ya süreç boyunca konuya son derece hassasiyetle yaklaştığımız, alanın hiçbir şekilde zarar görmesini istemeyeceğimiz, konunun ilgili kurumlarımızca ciddiyetle takip edildiği yönünde bilgi verilmiştir. Bu çerçevede Kültür ve Turizm Bakanlığının 60 uzmanı alanda inceleme yapmış, hasar tespitinde bulunmuş ve ön raporlar UNESCO Sekreteryası, Dünya Miras Merkezi ile paylaşılmıştır. Bizim için kültürel miras tüm insanlığa ait evrensel mirasın bütünüdür. Bu anlayış ve koruma bilincine sahip olduğumuz için 2013'te rekor düzeyle oyla Dünya Miras Komitesine seçildik. Geçtiğimiz yıl Bonn'da yapılan toplantıda da Dünya Miras Komitesinin dönem başkanlığını devraldık ve bugün burada Dünya Miras Komitesinin 40. toplantısını yapıyoruz. Türkiye, 1972 tarihli UNESCO Kültürel ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesinin hükümlerine müdriktir. Sözleşmeye her taraf devlete olduğu gibiTürkiye'ye de miras alanlarını koruma yükümlülüğü verdiğini biliyoruz. Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peysajı isimli alanımızın sözleşme ruhuna uygun ve UNESCO ile işbirliği içinde korunması ve gereken mekanların rehabilite edilmesi için elimizden geleni yapmaktayız. Zaten Dünya Miras Komitesine ev sahipliği yapan Türkiye'den de bunun dışında bir şeyin beklenmemesi gerekir."
Kültürel mirasın korunması, Ülkemiz, hem somut hem de somut olmayan kültürel miras açısından zenginliğiyle dünyanın sayılı ülkeleri arasındadır..Kültürel mirasın korunmasında gerçekleşebilecek en büyük adım Toplumsal bilincin yükselmesi, entelektüel seviyenin artması

Kültürel mirasa karşı, temelde iki farklı yaklaşım  “evrensel yaklaşım” Buna göre, kültürel miras tüm insanlığın ortak geçmişidir ve bu nedenle ülke sınırlarını aşan bir öneme sahiptir.  Bunlar eski eserlerin, kültürel miras ürünlerinin alınıp satılmasını destekleyen bakış açısı sahiptir.

İkinci yaklaşım “milliyetçi yaklaşım” kültürel miras ürünleri, öncelikle ele geçtiği ülkeye aittir.  eski eserlerin alınıp satılması ve kullanılması belirli yasalarla sınırlandırılmıştır.

UNESCO ve diğer yazılı belgelerde bahsi geçen kültürel miras kategorileri;  Somut kültürel miras, Taşınır kültürel miras (Heykel, arkeolojik malzeme, tablo, çini vb.), Taşınmaz kültürel miras (anıtlar, arkeolojik sitler kentsel doku vb.), Su altı kültürel mirası, Somut olmayan kültürel miras, ve Doğal mirasdır.


UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Miras Listelerinde ülkemizin 2013 yılı itibarıyla kayıtlı 11 adet mirası vardır; Meddahlık Geleneği, Mevlevi Sema Törenleri,  Âşıklık Geleneği, Karagöz, Nevruz (Azerbaycan, Hindistan, İran, Kırgızistan, Özbekistan ve Pakistan ile ortak olarak, Geleneksel Sohbet Toplantıları (Yaren, Barana, Sıra Geceleri, Alevi-Bektaşi Ritüeli Semah, Kırkpınar Yağlı Güreş Festivali,

Geleneksel Tören keşkeği, Mesir Macunu Festivali, Türk Kahvesi ve Geleneği, Ebru Sanatıdır.

Ülkemizde Dünya Miras Listesi’nde bulunan kültür varlıkları; İstanbul’un tarihi anıtları, Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası (Sivas), Hattuşaş (Çorum), Nemrut Dağı (Adıyaman), Kssanthos-Letoon (Muğla-Antalya), Safranbolu (Karabük), Troia (Çanakkale), Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi , Çatalhöyük (Konya), Bergama Çok Katmanlı Kültürel Peyzaj alanı ( İzmir), Bursa ve Cumalıkızık ; hem kültürel hem de doğal miras olarak ise Göreme Millî Parkı ve Kappadokia (Nevşehir) ve Pamukkale-Hierapolis (Denizli)’dir.

.
Bunlar içinde İstanbul’un Tarihsel anıtları dört bölgeye ayrılmıştır. Sultanahmet Arkeolojik alanı, Bizans dönemi eserleri; Süleymaniye bölgesi, Mimar Sinan ve külliyeyi çeviren ahşap konutlar;
Zeyrek bölgesi, Bizans dönemi manastır alanı ve etrafındaki ahşap mimari doku ve Karasurları Erken Bizans.şeklinde gruplandırılmıştır.
yilmazparlar@yahoo.com

7.7.16

İçinde Kim Var-İstanbul Modern’de ilk kez yaşayan kadın sanatcının Retrospektifi-Ayşe Ünlü haberi


PARLAR MEDYA  
İçinde Kim Var-İstanbul Modern’de ilk kez yaşayan kadın sanatcının Retrospektifi


Ayşe Ünlü haberi


İçinde Kim Var?
İstanbul Modern’de ilk kez yaşayan kadın sanatcının  Retrospektifi
22 Haziran – 23 Ekim 2016 tarihleri arasında ziyaret edilebilecek İstanbul Modern’de sanatçı İnci Eviner’in desenden resme, videodan yerleştirmeye, fotoğraftan heykele uzanan zengin ifadeli,sergi açılışı nedeniyle düzenlenen basın toplantısına sanatçı İnci Eviner İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı, Ferko Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Meriçten ve serginin küratörlüğünü üstlenen İstanbul Modern Direktörü Levent Çalıkoğlu katıldı.
İstanbul Modern, İnci Eviner’in 1980’li yıllardan günümüze “İçinde Kim Var?” başlıklı retrospektifin sponsorluğunu Ferko üstlendi.

 Ana temel desen öğesinden yola çıkan Perspektif çizimdeki yeterliği sahnelerinde gerçeğe uygunluğu, İnci Eviner’in sergi mekanı sorgulama özgürlük direniş, meydan okuma temalarından doğan kompozisyonlardan oluşuyor.

Kadınları yaşanan zamanlar ötesinde resim diliyle video teknikle  hareketli resim elde ederek öykülerini rasyonel aklın reddeceği bir şekilde öğretici gerçeklik alanları kullanmış. Doğayı bilerek kontrol altında nasıl işlediğini anlatmaya çalışmış.

Bedenleri ait olduğu mekanlarda keşif yolcuğuyla hareketli imgeyi sergilemiş. hareket yapan bedenlere yeni enerji yüklemiş.
Genelde direniş meydan okuma özgürlük her figürde desende size sesleniyor. Düşünce sistemiyle şekillenmiş yaşam alanı Mekanların kodlarını yeniden yaşayan varlıklar için düzenlemiş. rasyonel düşünce karşıtı irrasyonel bilinçaltı göndermelerle konuya sizi dahil ediyor.

Hendisiyle yaptığımız kısa söyleşide  zihnimiz güvenli değil, Kendi varlık alanımıza bakmaya çalışıyorum, sınırlı insani eylemlerimize bulaşmış davranışlarımızda saklı şiddeti ortaya çıkarmaya stratejiler üzerinden jestleri yakalamaya çalışıyorum.



Bütün bunların arasında çıplak gündelik yaşantımızda neler oluyor?.. Yemek yeme, sofra, aile, birbirini itip kakma, fesatlık, şefkat, cinsellik, hainlik, komplolar gibi çalışıyorum derken bir enstelasyonun yanındaki manifesto açıklamaya yetiyor.

“Çizmek zihnimde olup bitenleri anlamak, Çizgi toplumsalla bireyselin birbirine karıştığı kimliklerin buluştuğu bu akışkan imgelerin çıkıp geldiği çukurları açığa çıkarıyor. Desen sürekli oluş halini ağırlıyan karanlık mağaralar gibi çalışıyor. Bilinç duvarına yansıyan gölgelere anlam katmaya çalışan, yaşadıklarını daima tüküren, huzursuz kamusallığın sınırlarını aşındıran tuhaf aygıt gibi..Aynı zamanda ressamı yani öznesinide güven kaybına uğratıyor.
Bu tasnif çabası, tarih, sokaklar, unutulmuş botanik sınıflandırmalar, karşılıksız aşklar, soyu tükenmiş hayvanlar asfalt orkideleri gibi isim ve dünyada yer edinme arzusudur.”

Meraklı gözlerle sürpriz yolculuğuna çıktığımızda  sesler renkler değiştiği gibi çoğaldıklarını

Kültürel, politik paralel enlemdeki sokakları, yapıları, sistemleri ve kültür kurumları yeniden sorguladığımızda, kamusal alanla kurulan ilişki içinde sanattaki yansımalarını farkederiz.
Kentle kurduğumuz ilişki içinde, kent ve kente ait her şeyin farkına vardığımızda, benimsediğimiz, durum kabuğundan çıkıldığında keşfedilecek bilinci, merakı birlikte bulmamız mümkün olduğunu bize aşılıyor. Dönüşmemizi hatırlatıyor.

İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı İnci Eviner’in 40 yıla yakın sürede ortaya koyduğu üretimleri “İçinde Kim Var?” adlı sergide bir araya geldiğini söyledi. Oya Eczacıbaşı, “İlk kez yaşayan bir kadın sanatçının retrospektifini gerçekleştiriyoruz. Bu yaklaşımımızın pek çok açıdan kültür sanat hayatımızı etkileyeceğine inanıyoruz. Kadınların çağdaş sanat alanında üretimlerinin çoğalmasını, Türkiye ve küresel sanat sahnesinde daha görünür olmasını hedefleyen Kadın Sanatçılar Fonu’nu sergimizle birlikte başlatıyoruz. Kadın Sanatçılar Fonu, sanat ve kadın konularına duyarlı kadınların Türkiye kültür sanat sahnesinde görünürlüğünü çoğaltmaya adamış koleksiyoner ve özel destekçileri bir araya getiriyor. Bu yeni oluşumla müze koleksiyonumuza yeni kadın sanatçıların yapıtlarının dahil edilerek sayılarının artırılması, müzenin düzenlediği sergilerde yer alan kadın sanatçıların projelerine katkıda bulunulması hedefleniyor.”açıklamalarında bulundu.


Toplumsal, politik ve sosyo-kültürel koşullar içerisinde kadın, toplumsal cinsiyet ve kimlik politikalarına dair farklı haller üzerine kendine özgü bir ifade alanı aralayan Eviner’in retrospektifi; desen, resim, video, heykel, fotoğraf ve yerleştirmeyle sanatçının zengin imgeler dünyasına bir yolculuk imkânı sunuyor. Yapıtların üretildiği dönemlerin toplumsal ve siyasi durumuna bir bakış atmayı da sağlayan sergi, kronolojik bir akış yerine, geçmiş ile şimdiyi birbiri içerisine konumlandıran ve sergi mekânını da sergilemenin içerisine dahil eden bir kurguyla izleyiciye sunuluyor.

Yapıtların geçen zamanı da üzerlerinde taşıdığını belirten Eviner, çalışmalarını yeniden sahnelemek istediği için tüm malzemeyi yeni bir yapıt ortaya koyarmış gibi düzenlediğini söyledi. Eviner, “Şu ana kadar yaptığım seriler için yazdığım eşlikçi metinlerle bölüm bölüm ilerledik ve sergi mekânına girildiği anda tüm alanın tek bir resim gibi algılanabilmesini mümkün kılacak bir tasarım yaptık” diye konuştu.

Ferit Meriçten: Ferko olarak 25 yıldır iş dünyasındayız. Kurumsal genlerimize işleyen sanat tutkusu , sanatla iç içe olmak bizi çok mutlu ediyor. Sanatı hayatımızın ve işimizin bir parçası yaptık.” Sözleriyle sanata verdiği desteği özetledi.

Levent Çalıkoğlu: “insanı var eden bilinçaltı, kültür, tarih, doğa ve sanat bütünlüğü ile kurduğu derin bağın zenginliğini ortaya koyuyor. Eviner, tüm çalışmalarında belirgin bir şekilde varlığını görünür kılan, kendine özgü bir imge dağarcığı ile bu bütünlüğü dönüştürüyor ve kendinden kılıyor. Tüm büyük sanatçıların yaptığı gibi ilk bakışta sanat alanına dahil olmadığı düşünülen ‘potansiyelleri’ doğal bir dokunuşla kendinden kılıyor ve yeni bir hayal gücü perspektifinden düşünmemizi ve anlamlandırmamızı sağlıyor” dedi.
İnci Eviner “Bu sergi geriye dönüp bakmamı sağladı. Hem sanatçı kimliğimin nasıl inşa edildiğiyle ilgili olarak kendi hikayeme belli bir mesafeden bakma fırsatı sundu hem de bütün yapıtlar arasında bir takım bağlar olduğunu ortaya koydu. Dolayısıyla üzerinde çalışırken sergiyi tamamen açık bir şekilde tasarladım. Kronolojik olmayan bir sıralama içinde, birbirine referans oluşturan, birbiriyle konuşan, aynı geçmişten beslenen ama farklı dönemlerde farklı biçimlerde ifade bulmuş görsel dilin yeniden dolaşıma sokulduğu daha dinamik bir ortam oluşturmayı istedim”  dedi.
info@parlarmedya.com