11.6.16

Beyoglu Belediyesi geleneksel Taksim iftarı-2016-Yılmaz Parlar


PARLAR MEDYA  
Beyoglu Belediyesi geleneksel Taksim iftarı-

BEYOĞLU İFTARINDA “KARDEŞLİĞE EVET ŞİDDETE HAYIR”

Farklı din ve etnik köken yurttaşları bir araya getiren ramazan iftar kardeş sofrasında protokol konuşmalarının temel mesajı terörü lanetlerken, barışa sevgiye çağrıda bulunarak, kardeşlik sembolü paylaşım, dostlukla bir araya gelme ifadeleri oldu.


Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan ev sahipliğinde, Beyoğlu Belediyesi tarafından geleneksel olarak düzenlenen, farklı din ve etnik köken yurttaşlarıda bir araya getiren Beyoğlu protokol iftarı 10 Haziran 2016 Cuma günü Taksim Meydanı'nda gerçekleştirildi.



Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Prof.Dr. Numan Kurtulmuş, Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş başta olmak üzere milletvekilleri, eski bakanlar, bürokrat, akademisyenler, Türkiye'deki dini liderler, konsoloslar, iş, kültür, sanat, spor ve medya dünyası özel konukların buluştuğu iftar sofrasına ilgililerin verdiği bilgilerine göre dörtbin civarında bir katılım oldu.


İftar öncesi sofra sohbetini renklendiren tasavvuf müzik konseri konukları büyüledi.


Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan yaptığı konuşmasında “Suriye, Irak, Libya, Somali, Burma ve pek çok ülkede dünya düzeni çöktü. İstanbul'da; İstiklal'de, Vezneciler'de, Mardin’de, Brüksel'de, Paris’te patlayan bombaların her biri Ortadoğu’da yaşananların iz düşümüdür. Her biri dünyaya yayılan çöküşün ta kendisidir. 21.Yüzyıl'ın Nuh tufanını yaşıyoruz. Bu tufanda, Nuh’un gemisi, insanlığın vicdanıdır. Taksim Meydanı'nda kurduğumuz bu sofrada; Müslümanlar, Hristiyanlar, Yahudiler, Türkler, Kürtler, Ermeniler... İnsanlık için iyi şeyler isteyen vicdanlı insanlar var. İnsanlık kurtulacaksa, bu sofralara can veren vicdanla, vicdanlarla kurtulacak. Bu sofraların sayısını artıralım. Her bir sofra, kurtuluş için bir umut tohumudur.” Şeklinde yeryüzünün zor zamanlar yaşadığını belirti.


Demircan “İnsanlık için iyi şeyler isteyen vicdanlı insanlar var. İnsanlık kurtulacaksa, bu sofralara can veren vicdanlarla kurtulacak. Bu sofraların sayısını artıralım. Her bir sofra, kurtuluş için bir umut tohumudur” diyerek kardeşlik mesajlarını verdi.

Başkan Demircan bize yapılan haksızlıkların kısa bir tarihin profilini çizen konuşmasının ardından, “Bir zamanlar onların gözünde hasta adamdık. Hasta adamın iyileşmesini hiç istemediler, şimdi de istemiyorlar. Ermeni Meselesi, Kürt, Alevi, Roman meselelerinde çözümün önüne hendekler kazmaları bu yüzden.” dedi.
Kardeşlik sofralarımızı anlatarak “Bu gün; hep birlikte bu iftar sofrasına oturmakla bütün bir insanlık için barış duası yaptık, birlikte var olma irademizi ilan ettik. Bu iradenin sonsuza dek sürmesini diliyorum.” şeklinde konuşmasını sonuçlandı.
Başbakan yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Prof. Dr. Numan Kurtulmuş bir araya gelmeye vesile olanlara teşekkürlerini ileterek farklı etnik kökenlerden yurttaşları bir araya getiren bu etkinliklerin kültürel birliktelik beslenmesi bakımından önemli olduğunu söyledi. “Bu Anadolu topraklarında yaşayan gelenek, bu anlamda bütün gayrimüslim vatandaşlarımızı da kendisinin eşi olarak görmüş, onu kendinden ayırmamıştır. Bugün bu sofrada Müftümüz, Süryani Kilisesi, Ermeni Kilisesi ve Musevi Cematinin liderleri burada. Bütün farklı dinden insanlar sadece bugün bir araya gelmiyor. Bu Anadolu ve Rumeli topraklarında asırlardır farklı dinlerden insanlar, yan yana, omuz omuza aynı mahalleyi, kaderi, sofrayı paylaştı. Onun için örnek olsun diye söylüyorum, bizim dilimizde gayrimüslim kardeşlerimize “gavur” demezler. Buradaki  gayrimüslim kardeşlerimize, bu toprakların gayrimüslim ahalisine “gavur” denmez ama Türkçe'de 'gavur', zalime, zulmedene verilen bir isimdir.”dedi
Konuşmasında Ortadoğu'da yaşanan olaylarla ilgili olarak birilerinin, bir asır evvel yarım kalan hesabı tamamlamak istediğini, birilerin bu coğrafyayı biraz daha bölmek istediğini bu coğrafyanın Müslümanlarını, Ermenilerini, Kürtlerini, Araplarını, Acemlerini birbirinden ayırmak istediklerini dile getirerek “Onlara da dur demek hepimizin boynunun borcudur.” Çağrısını yaptı.
1915 olayları hakkında "Kimse siyasi hesabı uğruna o günkü defterleri bir kez daha açma hakkına sahip değildir. O gün ne yaşandı, 1915'in hakikati nedir ? Kim bunu öğrenmek istiyorsa hodri meydan. Bütün arşivlerimiz açıktır. Bütün dünyanın arşivleri de açılsın. Tarihçiler, bilim adamları 1915'in hakikatini ortaya çıkarmaya çalışsın" dedi.
İstanbul İl Müftüsü Rahmi Yaran “Dünyanın İstanbul’dan, şu manzaradan alacak çok dersi var. Bu manzara bu akşama has değildir. Birçok kardeşimde bilir ki, sık sık İstanbul’da tekrarlanan bir manzaradır. Barışın, huzurun ve karşılıklı anlayışın hakim olduğu bu sofralar dünyaya bir mesaj olarak ulaşmalıdır ve dünya bu mesajı almalıdır.”dedi

İftara katılan bazı protokol  isimler; Fransa'nın İstanbul Başkonsolosu Muriel Domenach, Brezilya Konsolosu Paulo Roberto França,, Ermeni Patrikhanesi Dinler Arası İlişkiler Sorumlusu Episkopos Sahak Maşalyan, Süryani Ortodoks Cemaati Ruhani Lideri ve Patrik Başvekili Metropolit Yusuf Çetin, İstanbul Rahip Levon Boğos Zekiyan Tayin, Azınlık Vakıfları Temsilcisi Laki Vingas, İlahiyatçı Ali Rıza Demircan, İlahiyatçı AK Parti İstanbul İl Başkanı Selim Temurci,  AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Mehmet Müzzinoğlu, İstanbul AK Parti İstanbul Milletvekili Volkan Bazkır, AK Parti İstanbul Milletvekili Haydar Ali Yıldız, AK Parti İstanbul Milletvekili Marker Eşayan, Eski Milli Eğitim Bakanı Nimet Baş, Beyoğlu Kaymakamı Osman Ekşi,  İstanbul İl Müftüsü Rahmi Yaran,– yazar Abdülaziz Bayındır, İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan, Densa Holding Kurucusu Demet Sabancı,Turkcell Genel Müdürü Kaan Terzioğlu, Erdem Holding Yönetim Kurulu Başkanı Zeynel Abidin Erdem, Bisse Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Kefeli, Galatasaray Spor Klubü Başkanı Dursun Özbek, Oyuncu Kerem Alışık, Marmara Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Nilüfer Marlı, Sanatçı Yavuz Bingöl, İstanbul Kültür Sanat Vakfı Genel Müdürü Görgün Taner, Özak Global Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Akbalık, Es Medya Yönetim Kurulu Başkanı Ethem Sancak, A Haber Genel Müdürü Abdulhalik Çimen, Bloomberg TV Genel Yayın Yönetmeni Ali Çağatay, Ülke TV Genel Yayın Yönetmeni Hasan Öztürk, Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Kenan Kıran, Ressam Ahmet Güneştekin,  Fotoğrafçı Ara Güler, Ressam İsmail Acar, Yazar İskender Pala,


yilmazparlar@yahoo.com


10.6.16

İstanbul Fransız Sarayı’nda iftar yemeği-2016-Yılmaz Parlar


PARLAR MEDYA  
Fransa İstanbul Başkonsolosu Muriel Domenach “tuzağa düşmiyeceğiz”

FRANSA “TUZAĞA DÜŞMİYECEĞİZ”
“Nefretimimi elde edemiyeceksiniz”
Türkiye ve İstanbul sevdalısı, Fransa İstanbul Başkonsolosu Muriel Domenach’den anlamlı mükemmel mesaj. Terörü islamla örtüştürmek isteyen teröristlerin tuzağına düşmiyeceklerini söyledi.
Fransız Sarayı’nda 3’üncü olarak verilen takriben 500 kişilik iftar yemeğine başta  Belçika İstanbul Başkonsolosu Henri Vantieghem, Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, iş adamı Nadir Güllü, Sultan beşinci Murad’ın torunu Kenize Murad ve Demet Sabancı Çetindoğan gibi isimlerin olduğu, diplomat, iş adamı, bürakrat, akademisyenler, sanatcılar ve elit konuklar katıldı.
Fransa İstanbul Başkonsolosu Muriel Domenach ve Eşi Olivier Bouquet ev sahipliğinde , Fransa saray bahçesinde, 09 Haziran 2016 Perşembe günü  Ankara Fransa elçilikle eş zamanlı verilen iftar yemeği öncesi Muriel Domenach yaptığı konuşmasında Müslümanlığın barış dini olduğunu vurguladı. Fransa’nın özgürlük ve eşitlik kardeşlik laiklik anlayışıyla her dine saygı duyduğunu bu nedenle böyle sofrayı paylaşmaktan duyduğu memnuniyetini belirten ifadeler kullandı. Veznecilerde meydana gelen terör

 saldırısının ardından Fransız Sarayı’nın kapılarını kültürel bir etkinlik için açtığını belirten Domenach, “Ramazan dolayısıyla Fransız Sarayı’nda yaşanan bu kardeşlik anından kıvanç duyuyorum. Ülkelerimizin, her nereden gelirse gelsin kınadığımız terörizm tarafından hedef alındığı bu zamanda, bu kardeşlik anı önemlidir. Bu Ramazan gecesi vesilesiyle, İslam dini ile tam bir uyum içinde olan açık Fransız laikliğinin mesajını iletmek istemekteyiz.” Dedi

İslam dinin Fransa’nın ikinci din olduğunu, Fransa daki Müslümanlar Müslüman oldukları için özür dilemek zorunda değildir, ifadesini yine kullanarak hassasiyetlerinin önemine dikkat çekti.
Fransa İstanbul Başkonsolosunun eşi Olivier Bouquet Paris’te 13 Kasım 2015’te düzenlenen terör saldırılarında eşini kaybeden Fransız Antoine Leiris’in, eşinin vefatından 3 gün sonra, “Nefretimi elde edemeyeceksiniz” ifadesi ile başlayan duygu yüklü yazısını Türkçe olarak okudu.  “Cuma gecesi, hayatımın aşkını, çocuğumun annesini olağanüstü bir kişinin hayatını çaldınız ama nefretimimi elde edemiyeceksiniz. Kim olduğunuzu bilmiyorum bilmekde istemiyorum, sizler ölü ruhlarsınız. Eğer uğruna körü körüne öldürdüğünüz bu tanrı bizi kendi suretinde yarattıysa vücudundaki her kurşun, yüreğinde  bir yara olmuştur.
Hayır..Sizlere, sizlerden nefret etme armağını vermeyeceğiz. Oysa hedefiniz buydu ama nefrete öfkeyle yanıt vermek, sizleri bu hale getiren aynı gaflete yenik düşmek olacaktır.
Korkmamı insanlara şüpheli bir gözle bakmamı istiyorsunuz. Hürriyetimi güvenliğime feda etmemi istiyorsunuz. Kaybettiniz bilesinizki yılmayacağız.”


Devam eden yazı “Aslına bakarsanız size daha fazla ayıracak vaktim yok doğrusu..uykusundan uyanan Melvil’in yanına gitmem gerek henüz 17 aylık, her gün olduğu gibi mamasını yiyecek, her gün olduğu gibi oyun oynıyacağız, ve tüm hayatı boyunca bu küçük yavru mutlu ve özgür olmakla başkaldıracak sizei hayır, onun da nefretini kazanamıyacaksınız.” Şeklinde bitiyor.
ve iftar sonrası “Ramazanda Caz Festivali kapsamında”  verilen müzik konserinde
Çingene müziği enstrümanlarını iyi bilen bir müzisyenler  grubu (Dj Smaj), Cem Yıldız, Çorlulu Savaş mükemmel performans sergilediler. Saray bahçesinde Osmanlı geleneksel ramazan şerbet, helva, kahve konuklara ikram edildi.

yilmazparlar@yahoo.com




8.6.16

Her Düşenin Kanadı Yoktur-Yılmaz parlar


PARLAR MEDYA  
Her Düşenin Kanadı Yoktur

SES GÖRÜNMEZ MEVCUDİYETİN DUBLÖRÜDÜR.
“Her Düşenin Kanadı Yoktur”

Vehbi Koç Vakfı projesi olarak 2010 yılında kurulan Arter sanatda  9 Haziran - 18 Eylül 2016 tarihleri arasında Selen Ansen'in küratörlüğünü yaptığı "Her Düşenin Kanadı Yoktur" isimli, Bas Jan Ader, Phyllida Barlow, Cyprien Gaillard, Ryan Gander, Mikhail Karikis - Uriel Orlow, Void ve Anne Wenzel gibi sanatcıların eserlerinin yer aldığı sergi sanatseverlere kapılarını açıyor.
"Her Düşenin Kanadı Yoktur" sergisi 8 Haziran 2016 Çarşamba günü düzenlenen bir ön gösterimle basın mensuplarına tanıtıldı.

VOID, “beyaz gürültü” isimli enstalasyonunda, birbiri üzerine bindirilen ses frekanslarından ortaya çıkan ses-manzarası sesin titreşebilmesi ve aktarılabilmesi maddeye ihtiyaç duyduğu bilgisinden hareket ediyor. Ses dalgası, geçtiği her yerde izler bıraktığı, etkileşime girdiği tüm yüzeylere kaydedilirliği ve onları aşındırırmasını, madde ve ses arasındaki sayısız karşılaşmanın hafızası ile dolu olduğunu, dolayısıyla, dinlenen açık bir hafıza olduğunu anlatıyor. İstanbul’dan seçtikleri çeşitli yüzeylerin kalıbını çıkarıyor ve bu kalıpları ses çıkaran nesnelere dönüştürüyorlar. İkili, izleyiciyi kentteki saklı anılara ve izlere kulak vermeye davet ediyor.



Uriel Orlow terkedilmiş bir kömür madeninde kaydettikleri video çalışmasında, toprağın altındaki sesleri, geri çağırdıkları anılarla beraber yüzeye çıkıyor.

İşte bu nedenle, İnsanın psişik dünyasına ait linguistik semptomlar sesler; aklın, arzunun, dürtünün, fiziğin, siyasetin, süper egonun, metafiziğin, etiğin, fantezinin sesidir. Bu seslerin hemen hemen bütününü dünyamızda imgeselleştirilmiş olarak bulmak mümkündür. 

Kaynağı bilinmemesiyle güç alan sesin arkasından gidilir. Aslında arkasından gidilen bu ses bir boşluk kaynaklıdır. İnsan, simgesel kültürel alanda
özneleşmek için öznel egzotik ve otantik duyum, arzu ve algılarını dışlar, bastırır. Böylelikle simgesel-kültürel alanda özneleşen birin psişik dünyasında kapanmaz bir boşluk meydana gelir. İmgelerle sunulan ses hem bu boşluktan meydana gelir hem de bu boşluğu imler



Uriel Orlow’un izleyiciyici yeraltı dünyasına götüren eseri ister istemez bizleri ülke ekonomisine katkı, ailesine gelir sağlamak adına uygun olmayan şartlarda çoğunluklada kötü kazayla sonuçlanan kömür başta olmak üzere yer altı maden ocakları faciaları hafızamızı tazeliyor. Yeraltındaki çalışmaları esnasında sesleri dile getirirken gözlerindeki okuduğunuz her anlam maden ocaklarında kaybetdiğimiz evrensel olarak bu insanların yansımaları.

Sanatçılardan Phyllida Barlow, Anne Wenzel ve VOID ikilisi de hazır bulunduğu, Basın Toplantısında küratör Selen Ansen  “Yerçekimi” ve “ağırlık-vakar” kavramları etrafında geliştirilen “Her Düşenin Kanadı Yoktur” isimli serginin, düşme eylemini fiziksel bir düşüş, beceriksizlik ya da yetersizlikten kaynaklanan bir sonuç, veya kötü yazgının-lanetin getirdiği kaçınılmaz son gibi ilk çağrışımlarının ötesine geçerek ele alındığını birbirinden bağımsız eserlerin yer almasına dikkat edildiğini dile getirdi.

Selen Ansen  “Her şeyin her an düştüğü ve düşmeye devam ettiği fikrinden hareket eden sergi, bir toz zerreciğinin onu yere inmeye zorlayan kaderiyle dilimizin ucundan dökülüveren sözcüklerin kaderini birbirine bağlayan ortak bir koşula işaret ediyor ve maddesel olsun ya da olmasın her şeyi düşmeye zorlayan bu ortak zeminde, beklenmedik ile sıradan olanı birbirine bağlayan baş döndürücü bir hareketin üretici gücünü açığa çıkarmayı amaçlıyor. Sergiye omurgasını veren düşme eylemi, gerçekliğin yüceltilmesine dayalı bir sanat geleneğinden uzaklaşarak, yüzeyle meşgul olan ve dipte olmayı kabullenen bir sanatsal jestin izini sürmeyi mümkün kılıyor –daha iyi düşebilmek ve yenilebilmek için.
Yükseliş ve düşüş arasındaki dengeye odaklanan sergi, en kişisel izleklerden tüm beşeri yapıtlara, hatta toplumların seyrine uzanan bir ölçekte çöküşün sürekliliğini araştırıyor. Yerçekiminin gücünü açığa çıkaran sergideki işler, kendi zamanlarına tanıklık eden ve mit kökenli gelenekten uzak yükseliş ve inişler sunarak tüm zamanlara ait ve tarihsel sınırları aşan bir dinamiği bağlam içine yerleştiriyorlar.” Şeklinde serginin konseptini açıkladı.

Phyllida Barlow’un  “isimsiz: yıkıksahne2016” ve “isimsiz: sütun2016” adlarını taşıyan   iki yapıtı, yükseliş ve düşüşe dair anlatıları şekillendiren “dikeylik” kavramının egemenliğini çürütüyor.
Ne kadar büyük ve sağlam görünüyor olurlarsa olsunlar, kırılgan bir yanları olduğunu çöküşü anlatıyor. Mimari ve tarihi referanslarıyla pek çok çağrışıma imkan kılıyor.
Tavandan asılı farklı yerlerde ve farklı yüksekliklerdeki  siyah güvenlik kamera heykelleri birer tehdit olabilirliği ve birer gözlemci oluşlarını görmezden gelinemiyeceğini anlatıyor.
 Anne Wenzel’in “Sessiz Manzara” adlı yerleştirmesi düşüş ile çöküş arasındaki yakınlığa işaret ediyor.
 “yücelik” çöküşünü gözler önüne seriyor.
  
Bu nedenle her düşenin kanadı yoktur.


yilmazparlar@yahoo.com