24.5.12

FIRTINA KOPARAN KONU-SANAT VE DEVLET -YILMAZ PARLAR












Devlet-Sanat ilişkisi, sanat desteklerinin dayandığı argümanlar, sanat ekonomisi konularına açıklık getiren. Dr. Ş. Zeynep Ekşioğlu ile söyleşi

Devlet- sanat ilişkilerinde devletden beslenmeyi yüksek seviyelerde beklerken özelleştirilmeleriyle ilgili tartışmalara tepkilere yol açan açıklamaların yaşandığı geçtiğimiz günlerde, İKSV’nin kültür projeleri geliştirme kapsamında, Pera Müzesi’nde “Sanata Destek Mekanizmaları, Örnek Sunumlar ve Model Arayışı” başlıklı düzenlenen panelde farklı bakış zihinlerde cevap bulmuştu.

Sanatların desteklenmesinde ve finansmanında devletin rolü, sanatın desteklenmesi fonlarına devlet finansmanına ihtiyaç duyup duymadığını ve bu devlet desteklerinin sanatsal yaratıcılık ve özgürlük üzerine etkileri, doktora tezi bu konu üzerine olan Dr. Ş. Zeynep Ekşioğlu ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

FIRTINA KOPARAN KONU-SANAT VE DEVLET
Yılmaz Parlar-İKSVnin düzenlediği Paneldeki Tiyatrocuların tepkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dr. Ş. Zeynep Ekşioğlu -Son günlerde İstanbul Şehir Tiyatroları’nda yapılan bir yönetmelik değişikliği ile beraber “tiyatroların özelleştirilmesi” tartışmaları yapılmaya başlandı. Bu vesile ile kültürel sermaye (ki kültürel ve sanatsal her türlü faaliyet bu kavrama dâhil) ve ekonomik kalkınma arasındaki ilişkiyi Türkiye için değerlendirdiğim doktora tezimden bazı bölümleri ve bulguları paylaşmakla başlıyayım.
Kültürel sermaye birikimi ve ekonomik kalkınma arasında anlamlı bir bağ olduğu görüşü çeşitli akademik çevrelerce savunulmaktadır. Pek çok ülkenin son yıllarda önceliği “gayrimenkul odaklı kalkınma projeleri” yerine “kültür odaklı kentsel gelişim projelerine” vermekte olduğu görülmektedir.
Y.P.-Örnek verebilirmisiniz?
Almanya (Ruhr Havzası), Fransa (Metz ve Lens bölgeleri), İngiltere (Glasgow, Liverpool, Londra), İspanya (Bilbao) gibi gelişmiş ülkeler işsizliğin arttığı, sosyal katılımın azaldığı bölgelerde kültür ve sanatsal yatırımlarla kentsel canlanma yaratmaya çalışmakta, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar gibi petrol zengini Arap ülkeleri ise sadece petrol gelirleri ile yetinmeyip ülke gelirlerini çeşitlendirmek amacı ile kültürel yatırımlara öncelik vermektedirler (örneğin Abu Dabi’de kurulacak Gugenheim ve Louvre Müzelerinin şubeleri, Katar’daki İslam Sanatları Müzesi vb).
Kültürel sermayeyi oluşturan unsurlar neler ve nasıl algılanması gerekir.?
Toplumdaki bireylerin sahip olduğu bilgi, beceri, deneyim, sanat, bilim, eğitim, iş yapma biçimi, gelenek ve görenekler, inanç, ahlak gibi toplumun sosyal yapısına ve genel ekonomideki üretim ve tüketim biçimine yön veren değerlerin toplamı o toplumdaki kültürel sermayeyi oluşturur.Kültürel sermaye eğitim, kültürel miras ve yaratıcılıktan beslenir. Kültürel sermaye tek başına ülkenin kalkınması için yeterli değildir ancak ülkenin sahip olduğu fiziki ve beşeri sermayenin daha akılcı ve verimli kullanılmasına olanak vererek ekonomide katma değer yaratır. Kültürel sermaye ve kültürel miras toplumsal bütünleşme, kimlik oluşturma ve dayanışma için önem arz eder. Kültürel sermaye birikiminin sosyal refahı arttırıcı etkisi olduğu kadar ülke ekonomisi için istihdam ve gelir arttırıcı etkisi de vardır. Kültürel yatırımlar çoğaltan etkisi ile ekonomideki diğer sektörler ile etkileşimde bulunurlar;
Türkiye için katsayılar kültür harcamalarındaki GSYH göre oran rakamlarla örnekliyebilirmisiniz?
Türkiye için kültür ile ilgili faaliyetlerin sektörel çoğaltan katsayısı 1,7, marjinal istihdam katsayısı ise 0,37, marjinal gayrisafi katma değer katsayısı 0,82’dir (TÜİK 2002 Girdi Çıktı tabloları kullanılarak hesaplanmıştır). Bir diğer ifade ile 100 TL’lik bir kültürel yatırım genel ekonomide 170 TL’lik bir canlanma, 37 TL’lik ek istihdam ve 82 TL’lik ek katma değer yaratmaktadır.
Gelişmiş ülkeler kültürün ekonomik değer yaratma potansiyelinin bilincindedirler. Bu ülkelerde kültürel harcamalara en büyük kaynak devlet tarafından sağlanmaktadır. Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya gibi ülkelerde devletin kültür harcamalarının GSYH’ye oranı % 0,3-0,5 arasında değişirken Türkiye’de bu oran % 0,1’dir.
Kültür etkinlerine izleyici ilgisini nasıl buluyorsunuz?

Türkiye’de kültürel sermaye birikimi için gerekli kültür üretimi (opera, tiyatro, sinema, müzeler, galeriler vb) ve tüketimi (tiyatro, sinema ve opera izleyici sayısı, müze ziyaretçileri vb) Avrupa ülkeleri ile karşılaştırıldığında azdır. Kültür ile ilgili faaliyetler yarı kamusal ve erdemli mal olma özellikleri nedeni ile zaman zaman piyasaları başarısızlığa uğratmaktadırlar. Piyasaların başarısız olduğu durumlarda sosyal refah açısından devlet, kamu yararına olan kültürel faaliyetlerin üretimine ya da tüketimine (mali ya da idari) müdahalede bulunmalıdır. Çünkü devlet desteği olmadan bu tür faaliyetlerin toplum bireyleri tarafından yeteri kadar üretilip tüketilmesi mümkün değildir.
Çok tartışılan Baumol maliyet hastalığı ve devletin paternalistik rolünün, ve verimlilik açısından üretimin rollerini ayrıca teknolojik gelişmeden yaralanmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kültürel ve sanatsal faaliyetlerin üretiminde çoğu zaman Baumol maliyet hastalığı sonucu gelir açığı problemi yaşanır. Verimlilik (üretim miktarı) ve maliyet aynı oranda artmaz. Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin sanatta aynı oranda verimlilik artışı sağlamak mümkün değildir. 1780 yılında Mozart telli sazlar dörtlüsünü çalmak 40 dakika zaman alıyorsa bugün de bu dörtlüyü çalmak 40 dakika zaman almaktadır. Ancak saat başı üretim maliyeti (ücretler) yıllar geçtikçe artmaktadır.
Kültürel malların pozitif dışsallığı varmıdır? Topluma sağladığı faydaları nelerdir?

Özellikle Türkiye gibi Avrupa ülkelerine göre kültür ve sanatın daha az gelişmiş olduğu ülkelerde devlet kültürel sermaye oluşumunda daha etkin bir rol oynamalıdır. Kültür ve sanat faaliyetleri sadece hoş zaman geçirme aracı değildir, kültür, eğitimden dış ticarete, markalaşmadan turizme bir sürü alanda etkilidir, insan odaklı gelişmenin itici gücüdür. O nedenle toplum için yararlı sayılabilecek kültürel faaliyetlerin üretiminin tümü ile özel kesime bırakılıp, devletin sadece düzenleyici ve denetleyici rolü oynaması kamu ekonomisi ilkeleri çerçevesinde düşünüldüğünde yeterli olmayabilir. Gelir dağılımın bozuk olduğu ülkelerde kültür, sağlık, eğitim gibi erdemli mal özellikleri taşıyan ve olumlu dışsallık yayan mal ve hizmetlerin toplumun her kesimi için erişilebilir olması toplum refahı için önem arz etmektedir.

Sizce model nasıl olmalı?
Türkiye kültürel sermaye oluşumunda kendi özgün modelini yaratmalıdır. Bir uçta ABD gibi neredeyse tamamı ile özel kesim tarafından desteklenen bir model bir diğer uçta ise İsveç gibi tamamı ile kamu kaynakları ile desteklenen bir model düşünüldüğünde ABD’de uygulanan modelin Türkiye için uygun olmadığı görüşündeyim. Çünkü Türkiye’deki özel kesim sermaye birikimi ABD’deki sermaye birikiminden oldukça azdır. Türkiye gelişmektedir. Dolayısı ile sermaye daha çok sanayi üretimine aktarılmaktadır. İsveç’teki gibi bir model de İsveç ve Türkiye’deki vergi oranları ve bireylerin vergi ödeme alışkanlıkları dikkate alındığında pek gerçekçi olmayabilir. Türkiye için en uygun modelin %70 kamusal kaynak içermesi gerektiği görüşündeyim. Bu oran hem devletin gereksiz bir bütçesel maliyet yüklenmesini önleyecek hem de toplum için gerekli kültürel sermaye oluşumuna destek verecektir.

yilmazparlr@yahoo.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder