Türkçenin Evrensel Şairi Nazım Hikmet, Mersin'de Müzikle Yeniden Hayat Buldu
Dünya Edebiyatının Zirvesindeki Bir İsim, Nazım Hikmet
Türk şiirinin evrensel sesi, çağdaş edebiyatın öncülerinden Nazım Hikmet Ran, yalnızca Türkiye'nin değil dünya edebiyatının da en büyük şairleri arasında gösteriliyor.
Eserleri onlarca dile çevrilen, şiirleri dünyanın dört bir yanında okunan büyük usta; Türkçeyi en etkili, en estetik ve en güçlü kullanan edebiyatçılardan biri olarak kabul ediliyor.
Onun dizeleri, aradan geçen yıllara rağmen insanlığa, özgürlüğe, kardeşliğe ve umuda ışık tutmaya devam ediyor.
Çok Yönlü Sanatçı Boğaç Yüzgül'den Nazım Hikmet'e Saygı Duruşu
Nazım Hikmet'in yakın akrabası olan ve çağdaş Türk şiirinin dikkat çeken temsilcileri arasında gösterilen Boğaç Yüzgül, bu kez şair kimliğinin yanı sıra besteci ve yorumcu yönüyle sanatseverlerin karşısına çıktı.
Yıllarca gazetecilik alanında önemli başarılara imza atan, kültür-sanat dünyasının yakından tanıdığı isimlerden biri olan Yüzgül; şiirden müziğe, sahne sanatlarından edebiyata kadar uzanan çok yönlü sanat anlayışıyla dikkat çekiyor.
Opera eğitimi almış olması sayesinde klasik müzikten halk müziğine, rock'tan caz ve pop müziğe kadar geniş bir yelpazede yorum yapabilen sanatçı, farklı disiplinleri bir araya getiren üretimleriyle öne çıkıyor.
Sanat çevreleri tarafından "şiiri müziğe dönüştüren güçlü yorumculardan biri" olarak değerlendirilen Boğaç Yüzgül, Nazım Hikmet'in ölümsüz eserlerinden "Davet" şiirini besteleyerek anlamlı bir projeye imza attı.
"Davet" Şiiri İlk Kez Mersin'de Şarkı Olarak Seslendirildi
Sözleri Nazım Hikmet'e ait olan "Davet" şiiri, Boğaç Yüzgül tarafından bestelenirken, müzikal düzenleme ise eşi Sinem Elgün Yüzgül tarafından gerçekleştirildi.
Eseri seslendiren isimler de yine Sinem & Boğaç Yüzgül çifti oldu. Şarkının ilk canlı performansı, Mersin'in önemli kültür ve sanat mekânlarından Marina Dxarmonya Bar'da gerçekleştirildi. Dinleyiciler tarafından büyük ilgi gören eser, güçlü sözleri ve etkileyici yorumu ile uzun süre alkışlandı.
https://www.youtube.com/watch?v=SDOh7WOlPwg
Sanat ve Edebiyatın Güçlü Buluşması
Nazım Hikmet'in insanlık, özgürlük ve kardeşlik ideallerini yansıtan unutulmaz dizeleri, Boğaç Yüzgül'ün bestesiyle yeni bir sanatsal boyut kazandı. Şiirin ruhuna sadık kalınarak hazırlanan çalışma, hem edebiyat hem de müzik dünyasında dikkat çekici bir proje olarak değerlendiriliyor.
Yakın zamanda BYMP etiketiyle yayımlanması planlanan eser, Nazım Hikmet'in ölümsüz mirasını yeni nesillere ulaştırmayı hedefliyor.
Özgürlüğün ve Kardeşliğin Çağrısı, Davet
Nazım Hikmet'in yıllara meydan okuyan dizeleri bugün de aynı heyecanla yankılanıyor:
"Dörtnala gelip Uzak Asya'dan Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket, bizim.
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak ve ipek bir halıya benzeyen toprak, bu cehennem, bu cennet bizim.
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın, yok edin insanın insana kulluğunu, bu davet bizim.
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine, bu hasret bizim..."
Bu ölümsüz çağrı, şimdi Boğaç ve Sinem Yüzgül'ün yorumuyla yeniden hayat buluyor ve dinleyicileri özgürlük, dayanışma ve insanlık ortak paydasında buluşturuyor.
yilmazparlar@yahoo.com
Nazım Hikmet's "Invitation" Poem Comes to Life
Nazım Hikmet, the Universal Poet of the Turkish Language, Reborn Through Music in Mersin
Nazım Hikmet: A Giant of World Literature
The universal voice of Turkish poetry and one of the pioneers of modern literature, Nazım Hikmet Ran is widely regarded as one of the greatest poets not only of Türkiye but of world literature. His works have been translated into dozens of languages, and his poems continue to be read across the globe.
Celebrated as one of the most powerful, elegant, and influential masters of the Turkish language, Nazım Hikmet's verses continue to inspire humanity, freedom, brotherhood, and hope decades after they were written.
A Tribute to Nazım Hikmet by Multifaceted Artist Boğaç Yüzgül
Boğaç Yüzgül, a close relative of Nazım Hikmet and one of the distinguished voices of contemporary Turkish poetry, has now stepped into the spotlight not only as a poet but also as a composer and performer.
Known for his successful career in journalism and respected throughout Türkiye's cultural and artistic circles, Yüzgül stands out with a versatile artistic vision spanning poetry, music, literature, and the performing arts.
Having received formal opera training, he possesses the rare ability to interpret a wide range of musical genres, from classical and folk music to rock, jazz, and pop. His work successfully bridges different artistic disciplines, earning admiration from audiences and critics alike.
Often described by art circles as "one of the strongest artists capable of transforming poetry into music," Boğaç Yüzgül has now created a meaningful project by composing Nazım Hikmet's immortal poem "Invitation" ("Davet").
"Invitation" Performed as a Song for the First Time in Mersin
The lyrics of "Invitation" belong to Nazım Hikmet, while the music was composed by Boğaç Yüzgül. The musical arrangement was created by his wife, Sinem Elgün Yüzgül.
The piece was performed by the Sinem & Boğaç Yüzgül duo, with its premiere taking place at Marina Dxarmonya Bar, one of Mersin's notable cultural and artistic venues. The audience responded with great enthusiasm, applauding the work for its powerful lyrics and compelling interpretation.
A Powerful Meeting of Literature and Music
Nazım Hikmet's unforgettable lines reflecting ideals of humanity, freedom, and brotherhood have gained a new artistic dimension through Boğaç Yüzgül's composition.
Remaining faithful to the spirit of the original poem, the project has already attracted attention as a remarkable collaboration between literature and music.
Scheduled for release soon under the BYMP label, the work aims to introduce Nazım Hikmet's timeless legacy to new generations.
The Call of Freedom and Brotherhood, Invitation
Nazım Hikmet's enduring words continue to resonate with the same passion today:
"Stretching from distant Asia to the Mediterranean like the head of a mare at full gallop, this country is ours.
With bleeding wrists, clenched teeth, bare feet, and soil resembling a silk carpet, this hell, this paradise is ours.
Let the doors of oppression be closed forever; abolish man's servitude to man—this invitation is ours.
To live like a tree, free and solitary, and like a forest in brotherhood—this longing is ours."
Today, this immortal call finds new life through the interpretation of Boğaç and Sinem Yüzgül, bringing listeners together around the universal values of freedom, solidarity, and humanity.
Türk Turizminin Dostluk ve Barış Çınarı, Hilton İstanbul Bosphorus’ta Tarihe Yakışır Bir Geceyle Taçlandı
Türk turizminin en köklü ve saygın sivil toplum kuruluşlarından biri olan SKAL International İstanbul Kulübü, kuruluşunun 70. yılını, 7 Haziran 2026 Pazar günü İstanbul'un simge yapılarından Hilton İstanbul Bosphorus Oteli’nde düzenlenen görkemli bir törenle kutladı.
Başkanlığını Mustafa Devrim Yalçın’ın yürüttüğü SKAL International İstanbul Kulübü'nün Haziran ayı toplantısı, aynı zamanda kulübün kuruluş yıldönümüne denk gelmesi nedeniyle adeta bir tarih ve vefa buluşmasına dönüştü.
Turizm, otelcilik, seyahat, akademi ve sivil toplum dünyasının önemli isimlerini bir araya getiren gece, dostluk, dayanışma ve turizmin evrensel değerlerini yansıtan unutulmaz anlara sahne oldu.
70 Yıllık Bir Çınarın Gölgesinde
Kutlamanın gerçekleştirildiği Hilton İstanbul Bosphorus, tesadüfen seçilmiş bir mekan değildi. SKAL İstanbul gibi 70 yaşına ulaşan bu efsanevi otel, Türkiye'nin modern turizm tarihinin en önemli tanıklarından biri olarak geceye ayrı bir anlam kattı.
Otelin Genel Müdürü Todori Kalamaris’in ev sahipliğinde gerçekleştirilen organizasyon, konuklardan büyük takdir topladı.
Başkan Mustafa Devrim Yalçın ile yönetim kurulu üyeleri Seyhan Ayel, Atilla Acet, Tülay Salihoğlu, Merve Kadıoğlu, Meltem Tepeler ve Bozkurt Atabek, gece boyunca tüm davetlilerle birebir ilgilenerek örnek bir ev sahipliği sergiledi.
Seyhan Ayel'den Anlamlı Karşılama
Gecenin açılışında Yönetim Kurulu Üyesi Seyhan Ayel, davetlileri tek tek takdim ederek katılımcıları selamladı.
Ayel konuşmasında başta Hilton İstanbul Bosphorus Genel Müdürü Todori Kalamaris olmak üzere otel yönetimine misafirperverlikleri ve destekleri için teşekkür etti.
Geceye katılan isimler arasında; SKAL International Eski Dünya Başkanları Hülya Aslantaş ve Salih Çene , USDF Yönetim Kurulu Üyesi Ayşe Önen , Geçmiş Dönem SKAL USDF Türkiye Başkanı Orhon Atameriç , SKAL Marmara Kulübü Başkanı Mete Özmenç , TÜRSAB Başkan Vekili Hasan Eker, Boğaziçi Üniversitesi İİBF Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Ahmet Uşaklı, Nişantaşı Üniversitesi Turizm ve Otel İşletmeciliği ile Turizm Rehberliği Bölüm Başkanı Berna Tuzlak, Bülent Tuzlak, Balcan Oğuz ve geçmiş dönem SKAL İstanbul Başkanları Can Arınel, Selma Tatar, Sadettin Bülbül ve Ceyhan Pirinçcioğlu yer aldı.
Mustafa Devrim Yalçın'dan Tarihe Yolculuk
Gecenin en dikkat çekici konuşmasını yapan Başkan Mustafa Devrim Yalçın, SKAL'ın yalnızca bir turizm organizasyonu olmadığını, aynı zamanda dünya barışına hizmet eden uluslararası bir dostluk hareketi olduğunu vurguladı.
Yalçın konuşmasında, SKAL International'ın 1934 yılında kurucusu Florimond Volckaert tarafından ortaya konulan vizyona dikkat çekerek şu düşünceyi öne çıkardı:
"Turizm yalnızca bir sektör değildir; insanları, kültürleri ve ülkeleri birbirine bağlayan güçlü bir köprüdür."
Başkan Yalçın, turizmin dünyada barışa en fazla katkı sağlayan sektörlerden biri olduğunu belirterek, farklı kültürlerin birbirini tanımasının önyargıları ortadan kaldırtığını ve dostluğu güçlendirdiğini ifade etti.
SKAL İstanbul'un Kuruluş Hikâyesi Gururlandırdı
Programın en duygusal bölümlerinden biri, kulübün kuruluş yıllarının anlatıldığı bölüm oldu.
1956 yılında kurulan SKAL İstanbul'un arkasındaki öncü isimler arasında yer alan Fethi Pirinçcioğlu ve kurucu üyeler saygıyla anıldı.
Türk turizminin duayen isimlerinden olan Fethi Pirinçcioğlu'nun yalnızca SKAL'ın değil, aynı zamanda Türkiye'de halkla ilişkiler mesleğinin gelişmesinde de önemli rol oynadığı vurgulandı.
ATURJET'in Onursal Başkanı olan Pirinçcioğlu'nun aynı zamanda Türkiye Halkla İlişkiler Derneği'nin kurucuları arasında bulunması, salonda büyük takdirle karşılandı.
Hilton İstanbul Bosphorus'a Özel Onur
SKAL İstanbul'un 70. yılına ev sahipliği yapan Hilton İstanbul Bosphorus'un Genel Müdürü Todori Kalamaris, tarihi otelin yenilenme sürecini anlattığı konuşmasında, yapının özgün mimarisini koruyarak geleceğe taşımak için üç yıl süren kapsamlı bir restorasyon gerçekleştirdiklerini söyledi.
Kalamaris'in konuşması büyük alkış alırken, SKAL İstanbul yönetimi tarafından kendisine teşekkür plaketi ve SKAL rozeti takdim edildi.
Bu anlamlı takdimi, SKAL'ın dünya çapındaki gurur kaynakları olan eski Dünya Başkanları Hülya Aslantaş ve Salih Çene gerçekleştirdi.
Akademiden Turizme Güçlü Destek
Gecede sohbetimizde Doç. Dr. Ahmet Uşaklı, turizm eğitiminin geleceği ve sektörün sürdürülebilir gelişimi üzerine değerlendirmelerde bulundu.
SKAL'ın genç turizmcilerin yetişmesindeki önemine dikkat çeken Uşaklı sektör-profesyonel iş birliğinin önemini bir kez daha ortaya koydu.
Dünyadan Gelen Kutlama Mesajları Duygulandırdı
Kutlamalarda SKAL International Başkan Yardımcısı NSN Mohan'ın gönderdiği özel mesaj da okundu.
Mesajında SKAL İstanbul'un 70 yıllık yolculuğunu "dostluğun, profesyonelliğin ve liderliğin simgesi" olarak tanımlayan Mohan, kulübün dünya çapında SKAL ruhunu başarıyla temsil ettiğini belirtti. "Dostlukta birleştiğimizde birlikte büyürüz."
Kurucu Üye Fethi Pirinçcioğlu'nun Mirasını Oğlu Ceyhan Pirinçcioğlu Anlattı
Gecenin en anlamlı anlarından biri, Skål İstanbul'un kurucu isimlerinden ve Türk turizminin duayenlerinden Fethi Pirinçcioğlu'nun oğlu, geçmiş dönem Skål İstanbul Başkanı Ceyhan Pirinçcioğlu'nun konuşması oldu.
Babasının 1950'li yıllarda Türkiye'nin tanıtımı için büyük emek verdiğini anlatan Pirinçcioğlu, Fethi Pirinçcioğlu'nun ülkemizin kültürünü, misafirperverliğini ve turizm potansiyelini dünyaya tanıtmak için öncü çalışmalar gerçekleştirdiğini söyledi.
1956 yılında yedi arkadaşıyla birlikte Skål İstanbul'u kuran babasının dostluğu turizmin temel taşı olarak gördüğünü belirten Pirinçcioğlu, "Turizm ortak payda olduğunda rakipler bile dost olabilir" anlayışının bugün de Skål'ın temel felsefesi olduğunu ifade etti.
Konuşmasının sonunda salondan büyük alkış alan Ceyhan Pirinçcioğlu, şu anlamlı sözleri paylaştı:
"Babamın açtığı kapıdan yürümek benim için büyük bir onur. Yetmiş yıl önce bu şehirde yakılan dostluk ateşi bugün hâlâ yanıyorsa, bu sizlerin ve bizlerin sayesinde devam ediyor."
Bu duygu yüklü konuşma, Skål İstanbul'un 70 yıllık tarihinin yalnızca bir kulüp hikâyesi değil, nesilden nesile aktarılan bir dostluk ve turizm mirası olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Bir Kulüpten Çok Daha Fazlası
Yetmiş yıl boyunca sayısız turizm profesyonelini aynı çatı altında buluşturan SKAL İstanbul, yalnızca bir meslek örgütü değil; dostluğun, dayanışmanın, etik değerlerin ve uluslararası iş birliğinin yaşayan sembolü olmayı başardı.
Başkan Mustafa Devrim Yalçın liderliğinde son yıllarda gerçekleştirdiği başarılı çalışmalarla dikkat çeken kulüp, geçmişine duyduğu saygıyı geleceğe yönelik vizyonuyla birleştirerek Türk turizmine yön vermeyi sürdürüyor.
Nice 70 Yıllara SKAL İstanbul!
Hilton İstanbul Bosphorus'un tarihi atmosferinde gerçekleşen bu görkemli kutlama, SKAL İstanbul'un yalnızca geçmişteki başarılarını değil, gelecekteki güçlü yolculuğunu da simgeledi.
Türk turizminin hafızasında özel bir yere sahip olan SKAL İstanbul, 70 yıllık köklü geçmişiyle bugün de dostluğun, barışın ve mesleki dayanışmanın en güçlü temsilcilerinden biri olmayı sürdürüyor.
İyi ki varsın SKAL İstanbul... Nice 70 yıllara
yilmazparlar@yahoo.com
SKAL Istanbul Celebrates Its 70th Anniversary
A Pillar of Friendship and Peace in Turkish Tourism Crowned with a Historic Celebration at Hilton Istanbul Bosphorus
One of the most established and respected professional tourism organizations in Türkiye, SKAL International Istanbul Club, celebrated its 70th anniversary with a magnificent ceremony held on Sunday, June 7, 2026, at the iconic Hilton Istanbul Bosphorus.
The June meeting of SKAL International Istanbul, led by President Mustafa Devrim Yalçın, coincided with the club’s anniversary and became a remarkable gathering honoring both history and legacy.
Bringing together distinguished figures from tourism, hospitality, travel, academia, and civil society, the evening reflected the universal values of friendship, solidarity, and international cooperation that define the spirit of SKAL.
Under the Shadow of a 70-Year-Old Landmark
Hilton Istanbul Bosphorus was not chosen by chance for this special celebration. Like SKAL Istanbul, the legendary hotel has also reached its 70th year and stands as one of the most important witnesses to the history of modern Turkish tourism.
Hosted by General Manager Todori Kalamaris, the event received great appreciation from all attendees.
President Mustafa Devrim Yalçın and Board Members Seyhan Ayel, Atilla Acet, Tülay Salihoğlu, Merve Kadıoğlu, Meltem Tepeler, and Bozkurt Atabek personally welcomed guests throughout the evening, demonstrating exemplary hospitality.
A Meaningful Welcome by Seyhan Ayel
Board Member Seyhan Ayel opened the evening by introducing the guests and extending a warm welcome to all participants.
During her remarks, Ayel expressed gratitude to General Manager Todori Kalamaris and the Hilton Istanbul Bosphorus team for their generous hospitality and support.
Among the distinguished attendees were former SKAL International World Presidents Hülya Aslantaş and Salih Çene, USDF Board Member Ayşe Önen, former SKAL USDF Türkiye President Orhon Atameriç, SKAL Marmara Club President Mete Özmenç, TÜRSAB Vice President Hasan Eker, Boğaziçi University Vice Dean Associate Professor Dr. Ahmet Uşaklı, Nişantaşı University Tourism Department Head Berna Tuzlak, Bülent Tuzlak, Balcan Oğuz, as well as former SKAL Istanbul Presidents Can Arınel, Selma Tatar, Sadettin Bülbül, and Ceyhan Pirinçcioğlu.
Mustafa Devrim Yalçın Took Guests on a Journey Through History
One of the most remarkable speeches of the evening was delivered by President Mustafa Devrim Yalçın, who emphasized that SKAL is not merely a tourism organization but also an international friendship movement serving world peace.
Referring to the vision established by SKAL International founder Florimond Volckaert in 1934, Yalçın stated:
“Tourism is not merely an industry; it is a powerful bridge connecting people, cultures, and nations.”
He further noted that tourism is one of the sectors contributing most significantly to global peace, as it helps eliminate prejudice through cultural understanding and human connection.
The Founding Story of SKAL Istanbul Inspired the Audience
One of the most emotional moments of the evening was the tribute to the founders of SKAL Istanbul.
The pioneering contributions of Fethi Pirinçcioğlu, one of the founders of SKAL Istanbul in 1956, were remembered with great respect.
A leading figure in Turkish tourism, Pirinçcioğlu was recognized not only for his role in establishing SKAL Istanbul but also for his significant contributions to the development of public relations in Türkiye.
As Honorary President of ATURJET and one of the founding members of the Public Relations Association of Türkiye, his legacy continues to inspire generations.
A Special Tribute to Hilton Istanbul Bosphorus
During his speech, General Manager Todori Kalamaris explained the extensive three-year restoration project undertaken to preserve the historic character of Hilton Istanbul Bosphorus while preparing it for the future.
His remarks received enthusiastic applause, and he was presented with a commemorative plaque and SKAL pin by the SKAL Istanbul leadership.
The honor was bestowed by former SKAL International World Presidents Hülya Aslantaş and Salih Çene.
Strong Support from Academia
During the evening, Associate Professor Dr. Ahmet Uşaklı shared valuable insights regarding the future of tourism education and the sustainable development of the industry.
Highlighting the importance of SKAL in mentoring future tourism professionals, Uşaklı emphasized the value of cooperation between academia and the tourism sector.
International Messages of Congratulations
A special congratulatory message from SKAL International Vice President NSN Mohan was also shared with attendees.
In his message, Mohan described SKAL Istanbul’s 70-year journey as “a symbol of friendship, professionalism, and leadership” and praised the club for successfully representing the spirit of SKAL worldwide. “United in friendship, we grow together.”
Ceyhan Pirinçcioğlu Honored His Father's Legacy
Another emotional highlight of the evening was the speech delivered by Ceyhan Pirinçcioğlu, former President of SKAL Istanbul and son of founding member Fethi Pirinçcioğlu.
Recalling his father’s efforts to promote Türkiye internationally during the 1950s, he emphasized that Fethi Pirinçcioğlu dedicated his life to introducing Turkish culture, hospitality, and tourism potential to the world.
He also noted that his father viewed friendship as the cornerstone of tourism and believed that even competitors could become friends when united by a common purpose.
Concluding his speech, Ceyhan Pirinçcioğlu stated:
“It is a great honor for me to continue walking through the door my father opened. If the flame of friendship ignited in this city seventy years ago is still burning today, it is thanks to all of you.”
Much More Than a Club
For seventy years, SKAL Istanbul has brought together countless tourism professionals under one roof and has become a living symbol of friendship, solidarity, ethical values, and international cooperation.
Under the leadership of Mustafa Devrim Yalçın, the club continues to honor its rich heritage while shaping the future of Turkish tourism through innovative initiatives and visionary leadership.
Happy 70th Anniversary, SKAL Istanbul!
This magnificent celebration at the historic Hilton Istanbul Bosphorus not only honored SKAL Istanbul’s remarkable past but also symbolized its promising future.
With its proud 70-year history, SKAL Istanbul remains one of the strongest representatives of friendship, peace, and professional solidarity in Turkish tourism.
Long live SKAL Istanbul. Here's to many more successful decades ahead.
Galataport’un modern rıhtımında demirleyen AROYA Cruise, 6 Haziran 2026 Cumartesi günü acenteler ve basın mensupları için düzenlediği özel lansmanla kapılarını açtı.
Gemi yetkilileri tarafından gerçekleştirilen sunumlarda hem kruvaziyer sektörünün geleceğine hem de AROYA'nın Akdeniz'deki büyüme hedeflerine ilişkin önemli bilgiler paylaşıldı.
Mavi Sularda Yüzen Bir Şehir
Sığındığı limana devasa görüntüsüyle ayrı bir ihtişam katan AROYA, yalnızca bir kruvaziyer gemisi değil; 24 saat yaşayan çağdaş bir metropol görünümünde yüzen bir tatil şehri.
Güvertelerinden salonlarına, restoranlarından eğlence alanlarına kadar her ayrıntı misafirlerine deniz üzerinde benzersiz bir yaşam deneyimi sunuyor.
Galataport'ta tüm görkemiyle yükselen gemi, İstanbul'un kruvaziyer turizmindeki önemini bir kez daha gözler önüne sererken, ülke turizmine ve ekonomisine de önemli katkı sağlıyor.
İstanbul'dan ayrılırken Türk yolcuları da misafir eden gemi, onları Akdeniz'in tarih, kültür ve efsanelerle bezeli limanlarına taşıyor.
Kruvaziyer Turizminde Büyük Büyüme
AROYA Başkanı Sture Myrmell lansmanda yaptığı konuşmada kruvaziyer sektörünün son yıllardaki olağanüstü gelişimine dikkat çekti.
Dünya genelinde yıllık kruvaziyer yolcu sayısının 2025 yılında yaklaşık 37 milyona ulaştığını belirten Myrmell, bu rakamın 2028 yılında 42 milyona yükselmesinin beklendiğini söyledi. Daha önce hiç kruvaziyer deneyimi yaşamamış kişilerin yaklaşık yüzde 70'inin böyle bir tatili değerlendirmeye açık olduğunu, kruvaziyer deneyimi yaşayanların ise yüzde 90'ının yeniden gemi tatiline çıkmak istediğini ifade etti.
Myrmell ayrıca AROYA'nın geçen yıl Akdeniz'deki ilk sezonunda Türkiye pazarından son derece olumlu geri dönüşler aldığını, 2026 sezonunda Türk misafir sayısını iki katına çıkarmayı hedeflediklerini, 2027 yılında ise daha uzun Akdeniz sezonu ve İstanbul çıkışlı seferlerle büyümeyi sürdüreceklerini açıkladı.
İstanbul Çıkışlı Özel Rotalar
Bu sezon AROYA'nın dikkat çeken rotaları arasında vizesiz İstanbul–İskenderiye seferleri, Yunan Adaları programları ve İstanbul'dan Cidde'ye gerçekleştirilecek özel konumlandırma seferleri yer alıyor. Özellikle İstanbul–İskenderiye hattında başlatılan çift yönlü biniş uygulamasıyla Mısır'dan da yolcular gemiye katılabilecek.
İstanbul'dan Cidde'ye uzanan sekiz gecelik özel rota ise Marmaris, Bodrum, Süveyş Kanalı ve Şarm El Şeyh duraklarıyla dikkat çekiyor. Umre ziyaretini kruvaziyer deneyimiyle birleştiren bu programın Türk yolcular tarafından yoğun ilgi gördüğü belirtildi.
Dünyanın Tek Arap Kruvaziyer Markası
AROYA, dünyanın tek Arap kruvaziyer markası olma özelliğini taşıyor. Gemide Arap kültürü, misafirperverlik, eğlence ve dinlenme konseptleri bir araya getiriliyor.
Helal yiyecek-içecek seçenekleri, Türkçe konuşan personel, kadınlara özel kullanım saatleri ve kültürel etkinlikler özellikle Türk misafirlerden büyük beğeni topluyor.
2026 Sezonunun Dört Büyük Yeniliği
Bu yıl AROYA misafirlerini dört önemli yenilik bekliyor:
Neon Noon adlı uluslararası müzikal ve kültürel sahne gösterisi,
Geminin farklı noktalarında sahnelenecek Suudi Folklor Gösterileri,
2026 FIFA Dünya Kupası maçlarının gemi genelinde canlı yayınlanması,
Süit ve villalarda konaklayan misafirlere özel geliştirilen Khuzama VIP Deneyimi.
Hayatın Hiç Durmadığı Bir Dünya
AROYA'nın iç mekanları, farklı dekorasyon anlayışlarıyla tasarlanmış restoranları, tiyatroları, alışveriş alanları ve eğlence merkezleriyle misafirlerini adeta başka bir dünyaya taşıyor.
Gemide yüzme havuzları, aqua parklar, fitness alanları, koşu parkurları, spa merkezleri, Türk hamamı, jakuziler, çocuk kulüpleri ve gençlere yönelik oyun alanları bulunuyor.
Geceleri ışıklarla süslenen güvertelerde denizin sonsuzluğuna bakarken yıldızlarla sohbet etmek, farklı kültürlerden insanlarla dostluklar kurmak ve müziğin ritmine kapılarak eğlenmek mümkün. AROYA'nın sunduğu deneyim yalnızca bir seyahat değil; farklı kültürleri, lezzetleri ve yaşam tarzlarını aynı çatı altında buluşturan unutulmaz bir deniz yolculuğu.
Akdeniz'in Yeni Gözdesi
Galataport'tan ayrılarak Akdeniz'in tarih kokan limanlarına doğru yola çıkan AROYA, kruvaziyer turizminin yükselen yıldızlarından biri olmaya aday görünüyor. İstanbul'u önemli bir çıkış limanı olarak konumlandıran şirket, önümüzdeki yıllarda Türkiye pazarındaki varlığını daha da güçlendirmeyi hedefliyor.
Mavi suların üzerinde yükselen bu dev yapı, yalnızca bir gemi değil; deniz üzerinde kurulmuş görkemli bir şehir, yani gerçek anlamıyla “Mavi Suların Gökdeleni: AROYA.
yilmazparlar@yahoo.com
The Skyscraper Of Blue Waters, AROYA
Anchored at Galataport's modern quay, the AROYA Cruise opened its doors on Saturday, June 6, 2026, with a special launch event organized for agencies and press members. During the presentations made by ship officials, important information was shared regarding both the future of the cruise industry and AROYA's growth targets in the Mediterranean.
A Floating City on Blue Waters
Adding a unique grandeur to the port it docks at with its colossal appearance, AROYA is not just a cruise ship; it is a floating holiday city resembling a contemporary metropolis that lives 24 hours a day. From its decks to its lounges, from its restaurants to its entertainment areas, every detail offers guests a unique living experience on the sea. Rising in all its magnificence at Galataport, the ship once again reveals the importance of Istanbul in cruise tourism while also making significant contributions to the country's tourism and economy. As it departs from Istanbul, the ship also hosts Turkish passengers, taking them to the ports of the Mediterranean adorned with history, culture, and legends.
Significant Growth in Cruise Tourism
AROYA President Sture Myrmell, in his speech at the launch, drew attention to the extraordinary development of the cruise industry in recent years. Stating that the annual number of cruise passengers worldwide reached approximately 37 million in 2025, Myrmell said this figure is expected to rise to 42 million by 2028. He noted that about 70% of people who have never had a cruise experience are open to considering such a holiday, while 90% of those who have experienced a cruise wish to go on another ship holiday. Myrmell also announced that AROYA received extremely positive feedback from the Turkish market during its first season in the Mediterranean last year, that they aim to double the number of Turkish guests in the 2026 season, and that in 2027 they will continue to grow with a longer Mediterranean season and cruises departing from Istanbul.
Special Itineraries from Istanbul
Among AROYA's notable itineraries this season are visa-free Istanbul–Alexandria cruises, Greek Islands programs, and special repositioning cruises from Istanbul to Jeddah. With the dual embarkation practice initiated on the Istanbul–Alexandria route, passengers from Egypt will also be able to join the ship. The eight-night special route from Istanbul to Jeddah draws attention with stops at Marmaris, Bodrum, the Suez Canal, and Sharm El Sheikh. It was stated that this program, which combines an Umrah visit with the cruise experience, has attracted intense interest from Turkish passengers.
The World's Only Arabic Cruise Brand
AROYA holds the distinction of being the world's only Arabic cruise brand. Onboard, Arabic culture, hospitality, entertainment, and relaxation concepts are brought together. Halal food and beverage options, Turkish-speaking staff, ladies-only usage hours, and cultural events are especially appreciated by Turkish guests.
The Four Major Innovations of the 2026 Season
This year, four significant innovations await AROYA guests:
Neon Noon, an international musical and cultural stage show,
Saudi Folklore Shows staged at various points on the ship,
Live broadcast of the 2026 FIFA World Cup matches throughout the ship,
The Khuzama VIP Experience, developed exclusively for guests staying in suites and villas.
A World Where Life Never Stops
AROYA's interiors, with their restaurants designed with different decoration concepts, theaters, shopping areas, and entertainment centers, transport guests to another world. The ship features swimming pools, aqua parks, fitness areas, running tracks, spa centers, a Turkish bath (hammam), Jacuzzis, children's clubs, and game areas for young people. On the decks illuminated by lights at night, it is possible to gaze out at the infinity of the sea, converse with the stars, forge friendships with people from different cultures, and have fun carried away by the rhythm of the music. The experience offered by AROYA is not just a journey; it is an unforgettable sea voyage that brings together different cultures, flavors, and lifestyles under one roof.
The New Favorite of the Mediterranean
Departing from Galataport towards the history-scented ports of the Mediterranean, AROYA appears poised to become one of the rising stars of cruise tourism. Positioning Istanbul as a significant homeport, the company aims to further strengthen its presence in the Turkish market in the coming years. This giant structure rising from the blue waters is not just a ship; it is a magnificent city built upon the sea, truly meaning "The Skyscraper of Blue Waters, AROYA."
Türk Siyasetinin “Sessizliği Bozan Adamı”na Tarihi Belgesel
Büyük Tarihçinin Öngörüsü, "Geleceğin Lideri"
Prof. Dr. Halil İnalcık, "Geleceğin Lideri Prof. Dr. Ümit Özdağ'a en iyi dileklerimle."
Türk siyasi tarihinin en çalkantılı dönemine ışık tutan ve “Sessizliği Bozan Adam: Ümit Özdağ” isimli belgesel, adeta bir destanı ekranlara taşıyor. Hannibal Barca’nın imkansızı başarmak için söylediği “Ya bir yol bulacağız ya da bir yol yapacağız!” sözünü kendine düstur edinen Ümit Özdağ’ın doğumundan bugüne uzanan mücadelesi, belgeselde tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriliyor.
Bu yapım, sadece bir biyografi olmanın çok ötesinde; bir fikir savaşçısının, engelleri aşan bir liderin ve "sessizliği bozan" bir sesin hikayesi. Propaganda ya da linçten uzak, belgelerle ve tanıklarla örülen bu eser, Türkiye’nin yakın siyasi tarihine tutulan en güçlü aynalardan biri olma niteliğini taşıyor.
Belgeselin kahramanı Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, ekranlara yansıyan her karesiyle bir kez daha cesaretin, dik duruşun ve vatan sevgisinin sembolü haline geliyor.
Kendisini tanıyan, yolları kesişen herkesin ortak görüşü: Ümit Özdağ, korkusuz bir aydın, tavizsiz bir milliyetçi ve geleceği gören bir stratejist.
Belgeselde, Özdağ için kullanılan ifadeler adeta birer övgü seli halini alıyor. Kimi için "cesur bir muhalif", kimi için "derin devletin somutlaşmış şekli", kimi içinse "öngörüleri tutan siyaset bilimci" olarak tanımlanan Ümit Özdağ'ın, tüm bu sıfatların ötesinde "Türk siyasetinde farklı bir çığır açtığı" vurgulanıyor.
Belgeselde, Özdağ'ın akademisyen kimliği, kurduğu düşünce kuruluşları ve siyasi kişiliğinin mükemmel bir sentez olduğunun altı çiziliyor.
Bir Başöğretmen Gibi Baba, Bir Kahraman Gibi Evlat
Belgeselde Ümit Özdağ'ın kişiliğinin şekillenmesinde en büyük pay sahibinin babası, 27 Mayıs 1960 darbesini yapan Milli Birlik Komitesi'nin en genç üyesi Muzaffer Özdağ olduğu vurgulanıyor.
Sürgünde Tokyo'da doğan Ümit Özdağ için, "Baba hayatın rutinlerinden ziyade geleceğe yönelik olarak bizi hazırlayan bir başöğretmen gibiydi" ifadeleri kullanılıyor.
Evlerinde her sofranın bir devlet meselesiyle kurulduğu, binlerce kitapla büyüyen Özdağ'ın, daha lise yıllarındaki dik duruşu nedeniyle okuldan atılması, karakterinin ne denli tavizsiz olduğunun ilk sinyallerini veriyor.
Akademisyenlikten Siyasetin Ön Safına
"Beni Ancak Öldürerek Durdurursunuz"
Habere göre belgeselin en dikkat çekici yanlarından biri, Ümit Özdağ'ın sadece bir siyasetçi değil, aynı zamanda derinlikli bir akademisyen olduğunu gözler önüne sermesi.
ASAM’ın kuruluşu, PKK terörü üzerine yazdığı dev eserler, Ortadoğu coğrafyasında sahada yaptığı çalışmalar, onu "Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli güvenlik uzmanlarından biri" konumuna getiriyor.
İsrail'in eski Başbakanı Ehud Olmert'le olan meşhur tartışması, belgeselde "bir diplomatın nasıl davranmayacağına dair ders niteliğinde bir program" olarak nitelendiriliyor.
Belgeselde bir tanığın, "Beni ancak öldürerek durdurursunuz" sözü için "Bu bugün kolay söylenebilir bir laf değil, bu cesaret ister" yorumu dikkat çekiyor.
Özdağ'ın Ergenekon kumpasında 64 sayfa boyunca hedef gösterilmesi, 4 sene boyunca her gün tutuklanma tehdidiyle yaşaması, ancak yine de susmaması, onu "Türk siyasetinin demir iradeli ismi" olarak taçlandırıyor.
Suriyeliler Krizinde Tek Doğru Ses
"Zafer Partisi Bir Damarı Tespit Etti"
Belgeselin en çarpıcı bölümlerinden biri de şüphesiz Ümit Özdağ'ın Suriyeli sığınmacılar konusundaki kehanet niteliğindeki uyarıları. Belgesele göre, savaşın henüz ilk yılında bu durumun Türkiye için bir "demografik tehdit" oluşturacağını söyleyen ve bu konuda kitaplar yazan tek isim Ümit Özdağ oldu.
Zafer Partisi'nin kuruluşuyla birlikte bu meselenin fitilini ateşleyen Özdağ, belgeselde şu sözlerle anılıyor: "Zafer Partisi kurulana kadar hiçbir siyasetçi bu topa girmedi. Ümit Özdağ, toplumda siyasetin tespit edemediği bir damarı tespit etti."
Haberde, iktidardan muhalefete tüm partilerin artık "Suriyelileri göndermek" üzerinden siyaset yapmasının, Ümit Özdağ'ın bu konudaki ne kadar haklı ve ileri görüşlü olduğunun en büyük kanıtı olduğu vurgulanıyor.
Silivri Direnişi, Bülbülü Kestiler Ama Sesini Kesemediler
Belgeselin son bölümleri, Ümit Özdağ'ın 21 Ocak 2025'te başlayan Silivri günlerine ayrılıyor. Cumhurbaşkanına hakaret iddiasıyla başlatılan sürecin aslında "Zafer Partisi'ni susturma operasyonu" olduğu belirtiliyor.
Belgeselde, Özdağ'ın tutuklanmasının ardından Zafer Partililerin Silivri önünde kurduğu "Zafer Otağı" ve 5 ay boyunca 24 saat süren nöbet, "Türk milletinin haksızlık karşısındaki eşsiz direnişi" olarak nitelendiriliyor.
"Bülbülü kestiler ama sesini kesemediler" yorumuyla anlatılan bu süreçte, Ümit Özdağ'ın tahliye olduktan sonraki ilk sözü "Açıklamam nerede kalmıştı? Oradan devam edeceğiz" oluyor.
Bu söz, belgeselin ana fikrini "Sessizliği Bozan Adam" temasıyla bir kez daha pekiştiriyor.
Büyük Tarihçinin Öngörüsü, "Geleceğin Lideri"
Belgeselin sonunda, merhum büyük tarihçi Prof. Dr. Halil İnalcık'ın 2007 yılında Ümit Özdağ'a gönderdiği "Atatürk ve Demokratik Türkiye" kitabına düştüğü not ekranlara yansıyor: "Geleceğin Lideri Prof. Dr. Ümit Özdağ'a en iyi dileklerimle."
Bu not, belgeselin de son sözü niteliğinde: "Belki de büyük tarihçinin bu öngörüsünün nedeni, Ümit Özdağ'ın Türkiye'yi çevreleyen ateş çemberini aşmasını sağlayacak bilgi ve donanıma sahip tek siyasetçi olduğunu görmesiydi." Belgesel, "Sessizliği Bozan Adam" ın bu yolculuğunun henüz bir finali olmadığını, bunun "açık bırakılmış bir kayıt" olduğunu söyleyerek son buluyor.
Teşekkürler,
Fatih Altaylı, İsmail Saymaz, İpek Özbey, Barış Terkoğlu, Prof. Dr. Hasan Köni, Gülay Kaloğlu, Cezmi Polat, Prof. Dr. Ali Şehirlioglu, Azmi Karamahmutoğlu, Seyit Yücel, Koray Yücel, Doç. Dr. Serhat Erkmen, Prof. Dr. Hilal Özdağ, Dr. Savaş Özdağ, Mustafi Tümgeneral Yaşar Karagöz, Ozza Galata, Mevzulab, Prof. Dr. İlber Ortaylı’ya saygı ve rahmetle.
yilmazparlar@yahoo.com
About Ümit Özdağ's Documentary
"We Will Either Find a Way or Make One" – A Historic Documentary About "The Man Who Broke the Silence" of Turkish Politics
Shedding light on the most turbulent period of Turkish political history, the documentary titled "The Man Who Broke the Silence: Ümit Özdağ" brings an epic story to the screen. Taking Hannibal Barca's famous words – spoken to achieve the impossible – as his motto – "We will either find a way or make one" – Ümit Özdağ's struggle from his birth to the present day is laid bare in all its rawness.
This production is far more than just a biography; it is the story of a warrior of ideas, a leader who overcomes obstacles, and a voice that "breaks the silence." Neither propaganda nor lynching, but built with documents and witnesses, this work stands as one of the most powerful mirrors held up to Turkey's recent political history.
An Epic of a Courageous Dissident
A Cascade of Praise for Ümit Özdağ
The hero of the documentary, Victory Party (Zafer Partisi) Chairman Prof. Dr. Ümit Özdağ, becomes once again the symbol of courage, upright stance, and love for the homeland with every frame reflected on the screen. The common opinion of everyone who knows him or whose path has crossed his is this: Ümit Özdağ is a fearless intellectual, an uncompromising nationalist, and a strategist who sees the future.
The expressions used for Özdağ in the documentary turn into a cascade of praise. Described by some as a "courageous dissident," by others as the "embodied form of the deep state," and by still others as a "political scientist whose predictions come true," it is emphasized that Ümit Özdağ, beyond all these titles, "has blazed a new trail in Turkish politics." The documentary underlines that Özdağ's identity as an academic, the think tanks he founded, and his political personality form a perfect synthesis.
A Father Like a Head Teacher, A Son Like a Hero
The documentary emphasizes that the biggest share in shaping Ümit Özdağ's personality belongs to his father, Muzaffer Özdağ, the youngest member of the National Unity Committee that carried out the coup d'état of May 27, 1960. For Ümit Özdağ, who was born in exile in Tokyo, his father is described with these words: "He was like a head teacher who prepared us for the future rather than the routines of life."
The fact that Özdağ, who grew up in a home where every dinner table was set with a matter of state and surrounded by thousands of books, was expelled from school in his high school years due to his upright stance gives the first signals of just how uncompromising his character is.
From Academia to the Frontlines of Politics
"You Can Only Stop Me by Killing Me"
According to the news, one of the most striking aspects of the documentary is that it reveals Ümit Özdağ is not just a politician but also a profound academic. The establishment of ASAM, his major works on PKK terrorism, and his field studies in the Middle East geography position him as "one of the most important security experts Turkey has ever raised." His famous debate with former Israeli Prime Minister Ehud Olmert is described in the documentary as "a lesson in how a diplomat should not behave."
A witness's comment on Özdağ's words "You can only stop me by killing me" draws attention: "This is not an easy thing to say today, this takes courage." Özdağ being targeted throughout 64 pages in the Ergenekon conspiracy, living under the threat of arrest every single day for 4 years, yet still not remaining silent, crowns him as "the iron-willed name of Turkish politics."
The Only Correct Voice in the Syrian Crisis
"The Victory Party Identified a Vein"
One of the most striking parts of the documentary is undoubtedly Ümit Özdağ's prophetic warnings about Syrian refugees. According to the documentary, the only person who said, in the very first year of the war, that this situation would pose a "demographic threat" to Turkey and wrote books on the subject was Ümit Özdağ. Özdağ, who ignited this issue with the establishment of the Victory Party, is mentioned in the documentary with these words: "Until the Victory Party was founded, no politician had stepped into this arena. Ümit Özdağ identified a vein that politics could not detect in society."
The news emphasizes that all parties, from the government to the opposition, now making politics over "sending the Syrians back" is the biggest proof of how right and far-sighted Ümit Özdağ has been on this issue.
The Silivri Resistance, They Cut the Nightingale But Couldn't Silence Its Voice
The final parts of the documentary are devoted to Ümit Özdağ's days in Silivri, which began on January 21, 2025. It is stated that the process initiated on charges of insulting the president was actually "an operation to silence the Victory Party." In the documentary, the "Victory Tent" set up by Victory Party members in front of Silivri after Özdağ's arrest and the 24-hour vigil that lasted for 5 months are described as "the unique resistance of the Turkish nation against injustice."
In this process, described with the comment "They cut the nightingale but couldn't silence its voice," Ümit Özdağ's first words after his release were "Where did I leave off? We will continue from there." These words once again reinforce the documentary's main theme of "The Man Who Broke the Silence."
The Great Historian's Prediction, "The Leader of the Future"
At the end of the documentary, the note written by the late great historian Prof. Dr. Halil İnalcık in the book "Atatürk and Democratic Turkey," which he sent to Ümit Özdağ in 2007, appears on the screen: "With my best wishes to the Leader of the Future, Prof. Dr. Ümit Özdağ."
This note serves as the documentary's final word: "Perhaps the reason for the great historian's foresight was that he saw Ümit Özdağ as the only politician with the knowledge and equipment to overcome the ring of fire surrounding Turkey." The documentary ends by saying that this journey of "The Man Who Broke the Silence" does not yet have a finale, that this is "an open-ended recording."
Thank you,
Fatih Altaylı, İsmail Saymaz, İpek Özbey, Barış Terkoğlu, Prof. Dr. Hasan Köni, Gülay Kaloğlu, Cezmi Polat, Prof. Dr. Ali Şehirlioglu, Azmi Karamahmutoğlu, Seyit Yücel, Koray Yücel, Assoc. Prof. Dr. Serhat Erkmen, Prof. Dr. Hilal Özdağ, Dr. Savaş Özdağ, Retired Major General Yaşar Karagöz, Ozza Galata, Mevzulab, with respect and mercy to Prof. Dr. İlber Ortaylı.